
Ertuğrul Özkök, nasıl yazıyor… Yazmak ne söz, okumak önemli. Anılar gider belgeler hiç kimseye kalır… ‘Aşk bir gün gibidir, gelir geçer.’ diyor. ‘Eğer önünde gelecek kalmamışsa, sana gerideki hatıralar kalır.’ diyor. İçeri doğru eğik ok ucu, işte tam burada kendisine; kendi öznesinin kalbine girişiyor. O, ucu eğik ok orada! Onu tutuyorum! O ok kalbime girmeyecek, diyorum…
Nasıl yazıyor, ne yazıyor; başlığı altında bu blog nicedir beni düşündürüyordu.Hemen hergün gözlerimin önünden tren vagonları gibi geçen sözler, yazılar,...

Sahaf konusu, kitap – insan konusudur. Sahaflık sanatının ağızdan ağıza kulaktan kulağa geçen sözlü bilgilerini, kendi tanımıyla çıraklık döneminde biriktiren Sayın Emin Nedret İşli, yaklaşık 30 yıla yakındır sahaflık yapıyorum, diyor.
Kağıt üzerinde çizgi, yuvarlak ya köşeli simge, adına harf denilen işaretlerle yaşıyoruz. Bizlere şaşırtıcı gelmeyen bu durum, eskiden yazmaya...

Nüfus hareketleri, göç ve göçmenliğin sentezi bir öykü kahramanı olan Necla Ülkü Kuglin ile ‘Çocuk Müzesi’ ve yaratıcı drama… Yaşamı, etkin bir hedef peşinde bu noktaya gelmiş. Sinop’da doğmuş, anne ailesi Bulgaristan göçmeni, baba ailesi Horasan üzeri Bağdat, Şam’dan Diyarbakır’a göçmüş bir aile.
Bir yerden bir yere göç bu ülkenin, Anadolu’nun hem genel tarihidir hem de tek tek bireylerin yaşam öykülerini içerir. Bugüne dek Kars’tan Batı’ya...

Maya Halkı’nın eski kültürleri Guatemala’da yaşar, Antigua’da karnavala dönüşür. Böyle düşsel bir törende yaşamak da var! Örneğin karşıdan gelenleri korumak için yol kıyılarına dizilmiş Romalı askerleri sembolize eden insanlara bakınca, bir an Roma İmparatorluk tacını ve tahtını İstanbul’a getiren ve Başkent yapan I.Constantinus geliyor sanırsınız…
Romalı cengaverlerden bir bölümü karşıda. Diz kapaklarına dek uzayan, beyaz zemin dikey çizgili eteklikleri, sağ ellerinde kalkanları… Başlarında...

Bedrettin Cömert’ten Mektup, ‘Sevgili Kardeşim Tekin, Ankara, 27 Şubat 1972, ‘İlk mektubumda, niçin yazı göndermekte geciktiğimin nedenlerini sonra yazarım demiştim. Bir ara oğlum hastalandı. Malûm Ankara’nın bu yılki soğuğu. Peşinden, beş gün 39-41 ateşle yattı ve kızamık çıkardı. Tam 25 gün evde kaldı. Bakacak kimsemiz yoktu. Ben 10 gün mazeret izni aldım.’ ve Bedrettin Cömert’e yetmişinci doğum yılında Tekin Sonmez’den mektup… 29 Temmuz 2010, Stockholm…
Aylık Yansıma Dergisi’nin sahibi ve genel yayın yönetmeni olarak, ilk sayısını 1 Ocak 1972’de yayınladım. O günkü koşulları, o günkü Tekin Sönmez’i...

Sarıkamış 1936 imgelemi; Sanat gözü olan tek merkezin bakış açısı ve on dört kişinin yansıdığı bu fotoğrafa biz nereden bakacağız. Burada izlediğimiz büyük fotoğraf mekanik bir kayıt değil. On dört ayrı imgeyi bir erek çevresinde toplayan bu düzen, fotoğrafçının sınırsız sayıda görünüm olanakları arasından seçmiş. Kişilerin yerleri ve giyitleri ile sınırsız sayıda seçim yapabilir. Her değişme farklı izlenim sunar imgeye. Sanatçıdaki bu benzemezlik, biricik olma bilinci, Avrupa’da Rönesans ile ortaya çıkar. Sanat tarihi bilinci, bu fotoğrafla bize ulaşan imge gücünü yaratır. Bu büyük fotoğrafa yansıyan mimari bütünlük, bu fotoğrafçı ve bu fotoğraf neden önemli sorusuna yanıt veriyor.
Bu fotoğrafta ne var? Bu konuya neden dönüyorum? ‘Fotoğraftaki her bir birey üzerinde tek tek çalışan bir sanat gözü var,’ dedim önceki yazılarda....

Bu kitabı sahaftan satın aldım. Kitabı bulan ikinci kişi de kitabın başka sayfalarına bu kez önceki notları, bazı yerde çizerek kendi düşüncelerini yazmış. “Biraz önce Taksim’e çıktığım tramvay, çıngırak vura vura aşağıya doğru geçti. Ben o sırada tam ortalardaydım. Kalabalık beni aşağı doğru itiyordu. ‘Tramvay sesi, sanırım, bu sel suları gibi dizginsiz geçip giden insanları uyardı. ‘Çok ani darbe gibi bir dalga yüklendi ortaya. Ben sol omuzumla bir inşaat kalasına çarpmadan önce, sağ omuzum ve kafam tramvayın ön tamponuna çarpar çarpmaz, kulağım uğuldamaya başladı…”
Daha önce birisi tarafından çizilerek okunmuş bir kitap… Bu kitabı sahaftan satın aldım. Bu kitabı ilk alan kişi notlar düşmüş, kitabın ilk sayfasına;...

Sahaf, kitap.. Kitaplar çocuklar gibi doğar, insanlar gibi büyür, tüm canlılar gibi yaşlanır ve doğal ölürler. Çağlar boyu, insan hem kitap yazmış hem de o kitabı hemen orada öldürmek istemiş. Kitaplar öldürülmesin ve yaşasın ve Sayın Selma Güner ile söyleşi
Kitaplarla ilgili giz peşinde değilim. Kitaplar çocuklar gibi doğar, insanlar gibi büyür, tüm canlılar gibi yaşlanır ve doğal ölürler. Bazı kitaplar...

Sahaflar kitapçılar… Kitapevi sahaf nedir, ne değildir ve ikisi arasında oluşan bağ, bağlantı nedir diye düşünerek, Kohen Kitabevi’ne hızlı bir ziyarette bulundum. Böyle bir kitabevi ortamında, kitaplara yakın çok yakın doğup büyümeyi hayal ederdim, o koşullarda varoluşma düşü sarardı bir yazar olarak zihnimi. 1918′de kurulan, Türkiye’nin en eski kitabevi Kohen ve Sayın Sapan ile söyleşi
Kitapevi sahaf nedir, ne değildir ve ikisi arasında oluşan bağ, bağlantı nedir diye düşünerek, Kohen Kitabevi’ne hızlı bir ziyarette bulundum. Tünel...

Sarıkamış 1936 blog adresine otuz beş yıl yollarda kalan, labirentlerde yiten bir mektup nasılsa geldi… Onu bir bekleyen de vardır! Her mektup, kendisini bir bekleyen vardır diye yola çıkar. Bu nedenle eski mektup zarflarında kanat simgeleri vardır. Mektup bu kanatlarla uçar ve bekleyene ulaşır türü söylenceler de işitiriz.
‘Fotoğrafta dört kardeş ve dördü de evli oldukları için dört çekirdek aile imgelemi var. Yepyeni özlükleriyle dört çekirdek aile imgelemi,’...
