<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tekin SoNmez - Writer, Photographer, Journalist</title>
	<atom:link href="http://tekinsonmez.com/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://tekinsonmez.com</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Sep 2010 14:41:21 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>‘Upptrisad kamp om makten i valrörelsen’ Sağ köşede ve yanda tepe üstü monte edilmiş afişler var. Bu afişlerde ülkenin başbakanı var</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=812</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=812#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 14:41:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotograf/Soylesi/Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=812</guid>
		<description><![CDATA[Dün başlangıç yazısında &#8216;gazete haberlerine birlikte bakalım,&#8217; diyerek bir başlık verdim.
‘Alliansen på fortsaltt valfiske bland äldre.’
Bu başlıkta bir oyun olduğunu sonradan öğrendim.
Bu seçimlerde benim kavrayamadığım oyunlar var gibisinden bir duygu oluştu bende.
Bir duygu bu, buna sezgi de diyebiliriz. Hayır öyle mistik bir şey de değil.
Şöyle ki ben içimden gelen sese kulak verdim.
Bu sezgiye varır varmaz, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/09/SANY0090.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-813" title="SANY0090" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/09/SANY0090.jpg" alt="" width="336" height="448" /></a>Dün başlangıç yazısında &#8216;gazete haberlerine birlikte bakalım,&#8217; diyerek bir başlık verdim.</p>
<p>‘Alliansen på fortsaltt valfiske bland äldre.’</p>
<p>Bu başlıkta bir oyun olduğunu sonradan öğrendim.</p>
<p>Bu seçimlerde benim kavrayamadığım oyunlar var gibisinden bir duygu oluştu bende.</p>
<p>Bir duygu bu, buna sezgi de diyebiliriz. Hayır öyle mistik bir şey de değil.</p>
<p><a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/THvJjOkw1MI/AAAAAAAAD34/DR7cU9Pee64/s1600/DSCN8275.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511220176062829762" class="alignleft" style="border: 0px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/THvJjOkw1MI/AAAAAAAAD34/DR7cU9Pee64/s320/DSCN8275.JPG" border="0" alt="" width="240" height="320" /></a>Şöyle ki ben içimden gelen sese kulak verdim.</p>
<p>Bu sezgiye varır varmaz, bir dedektif buldum.</p>
<p>Konuların içinden çıkılmaz olanlarını ona bırakıyorum.</p>
<p>Bu seçimler ancak dedektif pertavsızı ile anlaşılabilir.</p>
<p>Bu düşünceye hangi nedenle vardım? Açıklayabilirim.</p>
<p>Sağ köşede ve yanda tepe üstü monte edilmiş afişler var.<br />
Bu afişlerde bu ülkenin başbakanı var.</p>
<p>Bu neden böyle diye bana sormayın? Ben de kimseye sormadım!<a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/THvL7ilOgcI/AAAAAAAAD4A/B-0vfb1ODAg/s1600/DSCN8305.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511222792773599682" class="alignright" style="border: 0px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/THvL7ilOgcI/AAAAAAAAD4A/B-0vfb1ODAg/s320/DSCN8305.JPG" border="0" alt="" width="240" height="320" /></a></p>
<p>Afişin üzerinde yukarıdan aşağı iri puntolarla &#8216;MEGAFEL&#8217; yazılı.</p>
<p>Kentte bu tür afişler çoğaldı. Sağdaki ise Center Parti Başkanı. Şaşkınlığım iyice arttı.</p>
<p>Bunun nedenlerini araştırmak için bir dedektif buldum. Bazı şeyleri yakında o açıklayacak.</p>
<p><a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/THvMyV4iPEI/AAAAAAAAD4I/iHnyhbxtr1c/s1600/DSCN8314.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511223734257728578" class="alignleft" style="border: 0px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/THvMyV4iPEI/AAAAAAAAD4I/iHnyhbxtr1c/s320/DSCN8314.JPG" border="0" alt="" width="240" height="320" /></a><br />
İşte size bir afiş daha! Bunlar hem bakan hem parti başkanı.</p>
<p>Bu nasıl oluyor diyeceksiniz!</p>
<p>Böyle ise haydi şimdi işimize bakalım.</p>
<p>Değerli İzleyici,</p>
<p>Dün &#8216;bu sayfalara belgesel olacak fotoğraflar serpiştirme&#8217; sözü verdim.</p>
<p>Gördüğünüz gibi bu sözümü sürdürüyorum, hiç de zevk almadan.</p>
<p>Fakat beni sevindiren meslektaşlarım açısından başka bir şey var.</p>
<p>Stockholm’den Türkiye’ye haber konusunda zorluk çeken rakip meslektaşlar için de bir kolaylık olacak.</p>
<p>Hani ayda yılda bir haberi zorlukla bulup çıkaranlar&#8230;<a href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/THvP_P5pK6I/AAAAAAAAD4Y/9yN9ifVHRTc/s1600/DSCN8443.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5511227254524947362" class="alignright" style="border: 0px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/THvP_P5pK6I/AAAAAAAAD4Y/9yN9ifVHRTc/s320/DSCN8443.JPG" border="0" alt="" /></a></p>
<p>Zor bela haber yayınlatan hızlı muhabir meslektaşlar&#8230;</p>
<p>Onlar, bundan böyle &#8216;Dedektif Kim&#8217; buluşları, keşifleri peşinde koşsunlar.</p>
<p>Kolay gelsin! Her ne ise biz hemen konuya geçelim. Dedektif Kim!</p>
<p>Evet! Adı; Mr Dedektif Kim. İster inanın, ister inanmayın! Bu böyle.</p>
<p>Sonuç olarak Mr Dedektif Kim, ayağının tozu ile İngiltere’den geldi.</p>
<p>Gelir gelmez dün verdiğim ilk başlık için şunu söyledi.</p>
<p>Pertavsızını kullanarak dedi ki; ‘Alliansen’ kelimesi bir oyun.</p>
<p>Aslında; ‘İktidar partileri’ demesi gerekir.</p>
<p>‘Hükümet’ demesi gerekir. Fakat gazete bir şaşırtmaca yaparak, topu boşluğa atmış.</p>
<p>Ben de Mr Dedektif Kim için yeni bir blog açmanın yararını düşündüm.</p>
<p>Sağdaki gazete başlığı gibi labirent havası veren haberleri o çözecek.</p>
<p>Yarın buluşmak üzere hoşça kalın&#8230;</p>
<p>Sevgi, içtenlik&#8230;</p>
<p>Tekin SonMez</p>
<p>Ağustos 2010, Stockholm<br />
Fotoğraflar: Feryal Özkale Sönmez</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=812</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Alliansen på fortsatt valfiske bland äldre.. İktidar ittifakı yaşlılar arasında seçim balık avını sürdürüyor&#8221;</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=809</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=809#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Sep 2010 14:39:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotograf/Soylesi/Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=809</guid>
		<description><![CDATA[İsveç, İsveç olalı böyle bir genel seçim görmedi!
Anadolu&#8217;da söylenir; tıpkı kulpsuz bir kazan gibi bu seçimler.
Neyi nereden tutacağınızı bilemiyorsanız el uzatmayın oraya.
&#8216;Sıcak kestane,&#8217; diyor İsveçliler, avucuna alırsan yakar!
Tıpkı işte bu tanım gibi, İsveç’te bu seçim dönemi çok civcivli geçeceğe benziyor.
Kolay değil yorum yapmak!
Kim kazanıyor, kim yitiriyor diye kahve falına bakmak daha iyi!
Bir kez İsveç, otuz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/09/DSCN8390.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-810" title="DSCN8390" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/09/DSCN8390-257x300.jpg" alt="" width="257" height="300" /></a>İsveç, İsveç olalı böyle bir genel seçim görmedi!</p>
<p>Anadolu&#8217;da söylenir; tıpkı kulpsuz bir kazan gibi bu seçimler.</p>
<p>Neyi nereden tutacağınızı bilemiyorsanız el uzatmayın oraya.</p>
<p>&#8216;Sıcak kestane,&#8217; diyor İsveçliler, avucuna alırsan yakar!</p>
<p>Tıpkı işte bu tanım gibi, İsveç’te bu seçim dönemi çok civcivli geçeceğe benziyor.</p>
<p>Kolay değil yorum yapmak!</p>
<p>Kim kazanıyor, kim yitiriyor diye kahve falına bakmak daha iyi!</p>
<p>Bir kez İsveç, otuz yıl, yirmi yıl, on yıl önceki İsveç değil.</p>
<p>İnsanlar, rejimler değişti. Dünya da çok değişti İsveç de çok değişti.</p>
<p>Sağ köşedeki fotoğraf, seçime olan ilgiyi gösteriyor. Stockholm, &#8216;Kungsholmen&#8217;.</p>
<p>30 Ağustos 2010 günü öğleden sonra çekilmiş, evet sanat değeri yüksek bir fotoğraf. Evet hafiften çiseleyen bir yağmur da var.</p>
<p>Şimdi olaya nesnel gözle bakalım. Sahada kimse yok&#8230; Ne seyirci, izleyici ne de aktörler, oyuncular&#8230; Yine de bir oyun var&#8230; Sanal bir tiyatro&#8230; Evet!</p>
<p>Bilindik ezberlenmiş bozulmuş. Tüm kurallar, ilkeler, inançlar ayaklar altında, ya da tersi baş üstünde&#8230;<br />
<a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/THpXZBa5GRI/AAAAAAAAD3A/QTFhtZ3fVvk/s1600/DSCN8343.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5510813181430798610" class="alignleft" style="border: 0px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/THpXZBa5GRI/AAAAAAAAD3A/QTFhtZ3fVvk/s400/DSCN8343.JPG" border="0" alt="" /></a><br />
Aslında nerede oldukları belli değil.</p>
<p>Hani çok kestirmeden kızabilirsiniz.</p>
<p>Olur olmaz her durumdan, &#8216;vazife&#8217; çıkarabilirsiniz kendinize!</p>
<p>(&#8216;Vazife çıkarmak&#8217; Türkçe bir deyim.)</p>
<p>Sağ köşede bir gazete haberi.</p>
<p>Deniliyor ki &#8220;Yeşil Parti, Stockholm&#8217;de hemen hemen başabaş.&#8221;</p>
<p>&#8220;Vazife çıkarmak,&#8221; gibi bir durum yok burada&#8230;</p>
<p>Daha ilk başta açık edelim.</p>
<p>Daha başka gazete haberleri de vereceğiz.Zorluk da burada!<a href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/THpZJGl-xGI/AAAAAAAAD3I/_-2byXnt1Eg/s1600/DSCN8373.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5510815106964833378" class="alignright" style="border: 0px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/THpZJGl-xGI/AAAAAAAAD3I/_-2byXnt1Eg/s320/DSCN8373.JPG" border="0" alt="" width="240" height="320" /></a></p>
<p>Değerli İzleyici,</p>
<p>Bu sınırlamalardan sonra ne yapmak için buradayız?</p>
<p>Olayın neşeli yanlarını, hoş ve biraz da eğlenceli yanını görmek.</p>
<p>Bu da az şey olmasa gerektir.</p>
<p>Her söze, her afişe, her duruma kendinizi &#8220;ters düşürürseniz&#8221; yandınız.</p>
<p>Eğer bir partiye kendinizi yakın hissediyorsanız işiniz daha da zor.</p>
<p>İşte bu romantizm bitirir insanı, can evinden vurur!</p>
<p>Yandığınızın resmidir bu duygu.</p>
<p>Şu arkaik evrelerde kalmış romantizm, yakar tüketir sizi.</p>
<p>En iyisi mesafeli durmak siyasa dalgalarına.</p>
<p>Kim haklı, kim haksız&#8230;<a href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/THpgrlKUB0I/AAAAAAAAD3Y/dhuaod3D2tY/s1600/DSCN8368.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5510823395867232066" class="alignleft" style="border: 0px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/THpgrlKUB0I/AAAAAAAAD3Y/dhuaod3D2tY/s400/DSCN8368.JPG" border="0" alt="" width="400" height="300" /></a></p>
<p>Bu tür bir dalaşmaya da uzak durmak&#8230;</p>
<p>Bu sayfalara belgesel olacak fotoğraflar serpiştirmeyi unutmadan.</p>
<p>Böylece yine de belgecilik öne çıkacak demektir.<br />
Sevgi, içtenlik&#8230;</p>
<p>Tekin SonMez</p>
<p>Fotoğraflar; Feryal Özkale Sönmez</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=809</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ertuğrul Özkök, nasıl yazıyor&#8230; Yazmak ne söz, okumak önemli. Anılar gider belgeler hiç kimseye kalır&#8230;  &#8216;Aşk bir gün gibidir, gelir geçer.&#8217; diyor.  &#8216;Eğer önünde gelecek kalmamışsa, sana gerideki hatıralar kalır.&#8217; diyor.  İçeri doğru eğik ok ucu, işte tam burada kendisine; kendi öznesinin kalbine girişiyor.  O, ucu eğik ok orada! Onu tutuyorum! O ok kalbime girmeyecek, diyorum&#8230;</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=795</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=795#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Aug 2010 00:23:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat/Kitap/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=795</guid>
		<description><![CDATA[Nasıl yazıyor, ne yazıyor; başlığı altında bu blog nicedir beni düşündürüyordu.Hemen  hergün gözlerimin önünden tren vagonları gibi geçen sözler,
yazılar,  haberler; salkım saçak uçuşan metaforlar, eğretilemeler, imgelemler  yitip gidiyordu güz yaprakları gibi.
En çok da söylenen sözün koştuğu kulvar beni ilgilendiriyordu.
Kulvar yerine, kullanılan yazınsal ‘teknik’ demek isterim. Aylar sürdü bu pasif ilgi nedense.
Sahaya inmem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/tekin-india.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-796" title="tekin india" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/tekin-india-300x238.jpg" alt="" width="300" height="238" /></a>Nasıl yazıyor, ne yazıyor; başlığı altında bu blog nicedir beni düşündürüyordu.Hemen  hergün gözlerimin önünden tren vagonları gibi geçen sözler,</p>
<p>yazılar,  haberler; salkım saçak uçuşan metaforlar, eğretilemeler, imgelemler  yitip gidiyordu güz yaprakları gibi.</p>
<p>En çok da söylenen sözün koştuğu kulvar beni ilgilendiriyordu.</p>
<p>Kulvar yerine, kullanılan yazınsal ‘teknik’ demek isterim. Aylar sürdü bu pasif ilgi nedense.</p>
<p>Sahaya inmem ve topa vurmam için sözcükler beni kışkırtıp duruyordu. ‘Ha..di..Ha..di,’ falan&#8230;</p>
<p>İlkeler koymuştum! İlk denek taşı olacak yazımda, kimi sözler kullanılmayacaktı bana göre.</p>
<p>Sıkışınca  topu dışa atmayacak, dar alan markajından sıyrılıp sahayı enine  giderken kenar uçlardan arkaya değil ileri sürecektim topu.</p>
<p>‘Ayrılık yaman kelime, ölümden beter,’ diye bellek dağarımda kalan ezgiler vardı.</p>
<p>Yıllardır kaçındığım sözcüklerdi bunlar.</p>
<p>‘Ölüm, ayrılık’ kullanılmayacak, dedim. ‘Tedavülden’ işlemden kaldırdım bunları.</p>
<p>Dolunay&#8217;da olsa bile dolanık olabilirdi betimlemeler. Bu olsundu! Buna karşı değildim.</p>
<p>Şöyle ki, bir de &#8216;alıntı&#8217; olabilirdi örnek seçeceğim yazılarda.</p>
<p>Yazar bu sözleri doğrudan kullanmıyor fakat birinden alıntı yapıyor! Buna da olur, dedim.</p>
<p>Kendim için ‘ölüm ve ayrılık’ alıntıda bile yok!<br />
<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFSpo0yLZKI/AAAAAAAADuI/piMPjubiapM/s1600/DSCN7655.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500207563755185314" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFSpo0yLZKI/AAAAAAAADuI/piMPjubiapM/s320/DSCN7655.JPG" border="0" alt="" width="222" height="320" /></a><br />
Ben kalemi elime alırsam bu böyle olacak dedim.</p>
<p>&#8216;Gözyaşı yok,&#8217; dedim &#8216;yazıda.&#8217; Söz verdim bir açıklama yaptım kendime.</p>
<p>Şöyle ki, oğlum, dedim, sen ağlayarak yazabilirsin. Fakat bir damla gözyaşı bile yazıya düşmeyecek!</p>
<p>İki,  üç gün önce &#8216;Kardeşim Bedrettin Cömert&#8217;e yetmişinci doğum gününde  mektup&#8217; başlığı altında, öznesi, birinci kişisi ve gidecek adresi  olmayan bir mektup yazdım.</p>
<p>(29 Temmuz 2010, Stockholm). Bakınız; http://yansimatekinsonmez.blogspot.com/ ve http://tekinsonmez.com</p>
<p>Kaçındığım o söz yanından bile geçemedi bu yazının.</p>
<p>‘Ölüm’ sözü orada beni geçemedi daha doğrusu!</p>
<p>Ayrılık da beni geçemeyecek, diye ben böyle düşünürken, Ertuğrul Özkök’ün; ‘Ben aylak bir adamım,’ başlıklı yazısı çıkageldi.<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFWXy-luPpI/AAAAAAAADwI/toi9mju9Klo/s1600/Copy+of+india.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500469421953400466" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFWXy-luPpI/AAAAAAAADwI/toi9mju9Klo/s320/Copy+of+india.jpg" border="0" alt="" width="312" height="235" /></a></p>
<p>İşte bu, dedim, alır götürür!</p>
<p>‘Ne yazıyor,’ nasıl olsa sonunda gelecekti!</p>
<p>‘Nasıl yazıyor,’ diye okumaya koyuldum.</p>
<p>‘Nehrin kenarında oturan miskin bir tarassut köpeği. Önümden gelip geçene bakıyorum.’ (31 Temmuz 2010, Hürriyet)</p>
<p>İşte bu, dedim, ikinci kez, alır götürür adamı!</p>
<p>Gördüğünüz  gibi ‘Ben aylak bir adamım,’ başlığının hemen altında; ‘Nehrin  kenarında oturan miskin bir tarassut köpeği,’ imgelemi var.</p>
<p>&#8216;Nehir&#8217;  imgeleminin, daha sonra kuracağı;&#8217;..önümden geçen bunca ceset varken,&#8217;  alegorisi için zorunluluk getirdiğini yazı ilerleyince görüyorum.</p>
<p>Üstte  değindiğim tümce beni alıp gidiyor; Ganj Irmağı ile akan erkek  cesetlerini 20 yıl önce Benaras&#8217;da romanımı yazdığım balkondan  izliyorum.(*)<a href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFXXbnZiwGI/AAAAAAAADw4/k3MSpZx5WKc/s1600/TS+Ind%C4%B1a.png" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500539389335486562" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFXXbnZiwGI/AAAAAAAADw4/k3MSpZx5WKc/s320/TS+Ind%C4%B1a.png" border="0" alt="" width="291" height="225" /></a></p>
<p>Kısa sürüyor bu kopuş! Geriye, yazıya dönüyorum.</p>
<p>Bakışımlı  bir düzlemde ‘aylak adam’ ve miskin köpek’ iki ayrı özne. İki ayrı şey.  Hareket, devinim imgesi; özne ırmak. Öteki,duran bir özne.</p>
<p>Melih Cevdet Anday’ın; ‘duran zaman ile akan zaman’ bakışımı burada, ‘Aylak adam’ ve ‘miskin köpek’ konumunda.</p>
<p>Nasıl yazıyor, ilk yazı buradan yola çıktı dün.</p>
<p>‘Köpek’  bir hayal! Birinci kişi öznesi değil. Olmadığını ikinci satırda  görüyoruz; ‘Önümden gelip geçene bakıyorum.’ Özne birinci kişi burada.</p>
<p>Biraz ‘kompleks’ bir anlatı tekniği ile girişilmiş bir yazı.</p>
<p>&#8216;Kompleks’ yerine Türkçede ‘karmaşık’ karşılığı da var.</p>
<p>Ben bunun yerine geçişkenliği de içeren ‘sarmaşık’ sözünü kullanmayı yeğlerim.</p>
<p>Evet,  sarmaşık gibi bir tür bakışımcı karşıtlıklarını da betimleme düzeneğine  yazan kalem, dengeli hamlelerle ilerliyor Özkök’ün yazsısında.</p>
<p>Özkök’ün yazısı ‘karmaşık’ değil, &#8216;kompleks&#8217; biraz sarmaşık bir yazı.</p>
<p>Evet, sarmaşık gibi bir tür karşıtlıklarını da betimleme düzeneği sağlayan kalem,  dengeli hamlelerle ilerliyor.</p>
<p>Futbol  termini kullanacak olursam, daha doğrusu bu anlatı tekniği, böyle  sarmaşık gibi kendisine pas vere vere taca atmadan sınır çizgide top  sürüyor ve kendisinin yarattığı dar alan markajını da yine kendi  hamleleriyle sökerek ilerliyor.</p>
<p>‘Aylak adam’ ile ‘miskin tarassut köpeği’ arasında, fizikteki bileşik kap gibi bir bağıntı var mı, diye düşünüyorum bir an.</p>
<p>Her  ikisi de örtük tümceler! Bakışımlı olmakla birlikte her ikisi de  kendisine girişik betimlemeler, her ikisinde de ok uçları içe doğru eğik  görünüyor.</p>
<p>Kişisine göre bu kapalı zarfların açılabilir olmaları, özneler yer değiştirirse ne olacak diye kuşku veriyor bana.</p>
<p>Bir  yazıda, &#8216;ne yazıyor&#8217; sorusu  için, &#8216;nasıl yazıyor&#8217; anahtarı ile yola  çıkmak her zaman sonuç verir mi? Bu düşüncemi de irdeliyorum.</p>
<p>‘Aylak adam’ imgelemi, yazıda bir kez daha yineleniyor.</p>
<p>‘Ben aylak adamım, “Sana ne, takma kafana&#8230;” /../ ‘ demeye kalksam,’ diyor.</p>
<p>Ardılı tümce ile ‘aylak adam’ın birinci kişi öznesi olmadığı ortaya çıkıyor.</p>
<p>‘Miskin tarassut köpeği’ yerine başka bir imgelem, metafor var mı diye ilerliyorum, aşağıya doğru.</p>
<p>Fakat  hemen bakışımcı alt tümcede; ‘..içimdeki o masum hayvanınki kaldırmaz,’  ifadesi ikircikli ironik bir çağrışım yapıyor yine.</p>
<p>Alegorik bir yineleme daha; ‘..bilirim içimdeki masum hayvan çekmez,’ diyor bu kez.</p>
<p>İlk  tümceyle girişken; ‘Nehrin kenarında oturan miskin bir tarassut  köpeği,’yerine bu kez özne değişerek şöyle bir betimleme geliyor.</p>
<p>‘Hülasa, nehir kenarında da bize huzur yok arkadaş.’</p>
<p>İçeri doğru bakışımcı eğik ok ucu, kendisine; kendi öznesine giriştiğini ele veriyor.</p>
<p>Bu tümce yazıyı nereye çekip götürecek diye merak ederken,‘nehrin kenarı&#8217; eğretilemesi yerine bu kez bir dinleti çıkageliyor.</p>
<p>Alıntılar var ve bunlar; &#8216;ölüm&#8217; ve &#8216;ayrılık&#8217; kıvamındadır.</p>
<p>‘Dün sabah saatlerce Charles Aznavour dinledim.’<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFSvmy2f7aI/AAAAAAAADuY/Hep_9F8dICc/s1600/DSCN7650.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500214125946465698" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFSvmy2f7aI/AAAAAAAADuY/Hep_9F8dICc/s320/DSCN7650.JPG" border="0" alt="" width="219" height="320" /></a></p>
<p>Bu satırların yazarı olarak diyorum ki, yazının sonu gözyaşlarıyla gelir mi&#8230;</p>
<p>“Aşk bir gün gibidir, gelir geçer.” diyor.</p>
<p>“Eğer önünde gelecek kalmamışsa, sana gerideki hatıralar kalır.” diyor.</p>
<p>İçeri doğru eğik ok ucu, işte tam burada kendisine; kendi öznesinin kalbine girişiyor.</p>
<p>Kansız bir ölüm bir &#8216;intihar&#8217; gözlerimin önünde ve ayrılık sözü bile söylenmeden üstelik&#8230;</p>
<p>O, ucu eğik ok orada! Onu tutuyorum! O ok kalbime girmeyecek, diyorum.</p>
<p>Ertuğrul  Özkök de bunu alegori yaparak betimliyor ve belli ki yazdığı sırada  havada uçuşan birkaç damla göz yaşından birisi bile düşmüyor yazısına.</p>
<p>Bunun yerine Özkök; &#8217;sana gerideki hatıralar kalır,” ile Aznavour çağrışımını yineliyor.</p>
<p>Burada da kendisine sarmaşık girişken alegorik, daha doğrusu kapalı zarif bir zarf daha var. Onu da siz açın!</p>
<p>Değerli İzleyici,</p>
<p>&#8216;Nasıl yazıyor&#8217; kulvarı ile yola çıktım, &#8216;ne yazıyor&#8217; kulvarına getirdi kalemim beni.</p>
<p>Bir farkla, ben &#8216;hatıralar&#8217; yerine &#8216;belgeler kalır&#8217; diyorum.<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFWYpQ_oE_I/AAAAAAAADwQ/rAKcAq2yauo/s1600/Copy+of+Hindistan.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500470354606822386" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFWYpQ_oE_I/AAAAAAAADwQ/rAKcAq2yauo/s320/Copy+of+Hindistan.jpg" border="0" alt="" width="313" height="235" /></a></p>
<p>Alegorik, ironik ve lirik imgelemlerle şöyle yazmak isterim bu tümceyi.</p>
<p>Önümde gelecek kalmamışsa, ben giderim, anılar da gider, belgeler hiç kimseye kalır&#8230;</p>
<p>Sevgi, içtenlik&#8230;</p>
<p>Tekin SonMez, 31 Temmuz 2010, Stockholm</p>
<p>(*) BenAras, roman, Tekin SonMez, NİS Media ilk bası 2005, İstanbul.</p>
<p>Bakınız; http://yazmakne.blogspot.com/</p>
</div>
<p>Gönderen Tekin SonMez   zaman: <a title="permanent link" rel="bookmark" href="http://yazmakne.blogspot.com/2010/07/nasl-yazyor-ne-yazyor-baslg-altnda-bu.html"><abbr title="2010-07-31T15:10:00-07:00">15:10</abbr></a> <a href="http://yazmakne.blogspot.com/2010/07/nasl-yazyor-ne-yazyor-baslg-altnda-bu.html#comments">0 yorum</a> <a title="Kaydı Düzenle" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=6848804574971501414&amp;postID=8420555166097638799"> <img src="http://img2.blogblog.com/img/icon18_edit_allbkg.gif" alt="" width="18" height="18" /> </a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=795</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muğla doğasında Uçhisar&#8217;ı yaşayan ve yeni enerjiler konusunda; &#8216;Silisyumdan ince film yapmak mümkün. Periyodik tablonun belli gruplarındaki elementler güneşten elektrik üretilmesine izin veren yapılarda bir araya geliyorlar. Bunlara bileşik yarı iletkenler, bunlarla da yapılmış uygulamalar var,&#8217; diyen bilim insanı Rektör, Prof. Dr. Sayın Şener Oktik bu kez yeni enerjiler konusu ile karşımızda&#8230;</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=789</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=789#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Aug 2010 00:12:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih/Anı/Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=789</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;Güneş  enerjisinden elektrik üretimi için başlayan çalışmalar son on beş yirmi  yılda çok büyük bir hız kazandı,&#8217; diyor Sayın Oktik.
Stockholm’de  2010 yılının ilk yarısında izlediğimiz fuar etkinliklerinde öne çıkan  ögelerin tümünde, girişken hamleler eşliğinde bio enerji ve çevre gibi  anlatımlar öne çıktı.
Nereye baksak, Mavi Gezegen avuçlarımızın içinde  idi sanki!
Motorlu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/Şener-Oktik.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-803" title="Şener Oktik" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/Şener-Oktik-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a>&#8216;Güneş  enerjisinden elektrik üretimi için başlayan çalışmalar son on beş yirmi  yılda çok büyük bir hız kazandı,&#8217; diyor Sayın Oktik.</div>
<p>Stockholm’de  2010 yılının ilk yarısında izlediğimiz fuar etkinliklerinde öne çıkan  ögelerin tümünde, girişken hamleler eşliğinde bio enerji ve çevre gibi  anlatımlar öne çıktı.</p>
<p>Nereye baksak, Mavi Gezegen avuçlarımızın içinde  idi sanki!</p>
<p>Motorlu araçlarda en son buluşlar..</p>
<p>Elektrikle  işleyen otomobil taslakları..</p>
<p>Isı ve ışık enerjisi konusunda en son  önermeler bir yanda öte yanda güneş enerjisi..</p>
<p>Ütopik yeni bir dünya  tasarımı, bir kasırga gibi hızla gerçeklik düzleminde ele alınırken bio  enerji ve güneş ilk başvuru kaynağı oluyor.</p>
<p>Elektrik mi söz konusu, rüzgar var!</p>
<p>Gaz mı gerekiyor, güneş var!</p>
<p>Evet,  İskandinavya&#8217;da, Stockholm&#8217;de yeteri kadar olmayan güneş&#8230;</p>
<p>Evet  Muğla&#8217;da güneş var! <a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TAuBYJaAGnI/AAAAAAAADVs/H8gO-YAEJXg/s1600/DSCN5945.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5479615623468161650" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TAuBYJaAGnI/AAAAAAAADVs/H8gO-YAEJXg/s320/DSCN5945.JPG" border="0" alt="" width="320" height="240" /></a></p>
<p>Muğla Üniversitesi Rektörü&#8230;</p>
<p>Türkiye&#8217;yi dünyanın  öteki köşelerindeki biliminsanlarına, bilimsel hamleler eşliğinde  tanıtma gayretiyle koşan bir bilim insanı, Muğla&#8217;da Prof. Dr. Şener  Oktik de var.</p>
<p>Değerli İzleyici,</p>
<p>Büyük  bir üniversitenin rektörü olmak, bir anlamda, özellikle bizim toplumda,  şefkatli, hoşgörüsü yüksek, bazı sıkıntılı durumlarda bile gülümsyerek  hayata ve geleceğe bakabilen, sırasında baba gibi kol kanat gerici bir  performans ve özverili bir sevecenlik de ister.</p>
<p>‘Babamı çok  severdim, hani birileriyle sohbet etmek istersiniz de o birileri artık  burda olmasalar da yaparsınız ya o sohbetleri.. onlar seçilmiş  insanlardır, bunlardan birisi babamdı benim,’ diyen Sayın Oktik,  (bakınız; http://cappadociatekinsonmez.blogspot.com/) değerli bir bilim  insanı olmakla birlikte, onun sözleriyle tıpkı; &#8216;hani birileriyle sohbet  etmek istersiniz de,&#8217; tanımına uygun hangi konu olursa olsun sohbeti de  özlenen bir insan Sayın Oktik.</p>
<p>Sevgiyle geçen çocukluk ve  Uçhisar onaylanması gibi yayınladığımız seri söyleşilerden sonra bir  biliminsanı bakışı düzleminde ilerleyen bir söyleşi sunuyoruz bu kez.  Sıcak anılarla Uçhisar’ı Muğla doğasında yaşayan Rektör Prof. Dr. Sayın  Şener Oktik karşımızda.<a href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TAuEFKo5L_I/AAAAAAAADV8/SeHnjXiYjbg/s1600/DSCN5982.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5479618595916427250" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TAuEFKo5L_I/AAAAAAAADV8/SeHnjXiYjbg/s320/DSCN5982.JPG" border="0" alt="" width="240" height="320" /></a></p>
<p>Sevgi içtenlik&#8230;</p>
<p>Tekin SonMez, 6 Haziran 2010 Muğla</p>
<p>SORU;  Sayın Oktik biliminsanı olarak çağın evrilmeleriyle uyumlu, dönüşebilir   güneş enerjisi kaynağına bağlı Muğla’da üniversite binalarında  uygulamalar yaptınız. Meraklı izleyicilerimiz için bunlardan kısaca söz  eder misiniz? Muğla’da yaptığınız nedir?<br />
YANIT; Türkiye’de bilinmeyen  bir kavramın, kamuya bir şekilde anlatılması için yapılmış pilot bir  uygulamadır Muğla’da yaptıklarımız.</p>
<p>SORU; Dünyada ve ülkemizde  güneş enerjisini kullanma sürecini bir ucundan bir süredir yaşıyoruz.  Evlerde, otellerde en kısa yoldan bu enerji ile sıcak su elde ediliyor  bir süredir. Bu süre içinde bilimsel açıdan neler oldu?<br />
YANIT; Bu  alanlarda güneş enerjisinden elektrik üretimi için başlayan çalışmalar  son on beş yirmi yılda çok büyük bir hız kazandı. İki anlamda hız  kazandı; birincisi emisyon, bu enerjiyi kullananların sayısı arttı.  Tabii buna bağlı olarak da maliyetleri düştü. Hatta bir eğri vardır  maliyet analizinde, (bunu bilirsiniz) ona uyuyor, şu anda üretimde  kullanma kapasitesi her iki misline çıktığında maliyetlerde yüzde yirmi  ikilik bir azalma oluyor. Son onbeş yirmi yıldır bu eğrinin gelinen  noktasında artık bu birçok alanda yapılabilir bir hale geldi. Ama  yapılabilirden kastımız, tabii ki bu farklı teknolojiler, genelde çok  kabaca bir sınıflama yapılırsa, bir grup teknolojiler kristale dayalı  yani silisyum kristalinin üzerinde oturan teknolojilerdir.</p>
<p>SORU; Bu uygulamada ne tür teknolojiler kullandınız? Diğer teknolojiler nasıl?<br />
YANIT;  Diğer teknolojiler ise ince film teknolojileri. İnce film  teknolojilerinde çok daha farklı yaklaşımlar olabilir. Silisyumdan ince  film yapmak mümkün. Ama diğer, işte birazcık kimya, fizik bilen fen  okumuşlar periyodik tabloyu bilirler. Periyodik tablonun belli  gruplarındaki elementler güneşten elektrik üretilmesine izin veren  yapılarda bir araya geliyorlar. Bunlara bileşik yarıiletkenler diyorlar.  Yani birden fazla elementin bileşerek oluşturduğu bileşik  yarıiletkenler, bunlarla da yapılmış uygulamalar var.</p>
<p>SORU;  Kristale dayalı, silisyum kristalinin üzerinde oturan teknolojiler,  dediniz. Kullanım açısından bunların artıları eksileri var mı?<br />
YANIT;  İkisinin de tabii ki güçlü tarafları var, zayıf tarafları var.  Silisyumun güçlü tarafı daha yüksek verimlilik elde edebiliyorsunuz,  daha kararlı, uzun süre bozulmuyor ama maliyetler yüksek. Diğerinin  verimlilikleri o kadar yüksek değil, henüz potansiyel olarak var ama  teknoloji oraya gelmedi, kararlılıkları da o kadar uzun süreli değil..  ama maliyetler az.<a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TAuI-sxqkOI/AAAAAAAADWM/FkpT7iYZ1xc/s1600/DSCN5956.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5479623982379077858" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TAuI-sxqkOI/AAAAAAAADWM/FkpT7iYZ1xc/s400/DSCN5956.JPG" border="0" alt="" width="400" height="300" /></a></p>
<p>SORU; ‘Diğerinin verimlilikleri o kadar yüksek değil’ dediniz, bu maddeyi tanımlar mısınız?<br />
YANIT;  Tabii elbette! Bakın şu anda öne çıkmışlar ikinci grup elementleriyle  altıncı grup elementlerinin bir arada olduğu kadmiyum tellür malzemesi,  bir de ikiden fazla elementin bir arada olduğu bakır, indiyum, galyum,  sülfür ve selenyum var. Bunlar bir araya getirilerek bir alaşım  oluşturuluyor. Bu alaşımın özellikleri var. Bunun dışında bir amorf  silikon var. Silisyumu böyle kristalize büyütmüyorsunuz da, film olarak  büyütüyorsunuz. Bunun ötesinde birçokları var ama bunlar öne çıkmış  olanlardır.</p>
<p>SORU; Şu anda üniversitenizde ne tür uygulamalar var?<br />
YANIT;  Şu anda üniversitemizde bunların hepsinin ayrı ayrı uygulamaları var.  Hedefimiz tabii ordaki bozulma mekanizmaları, oluşum mekanizmaları,  verimlilik, uygulamadaki başarıları, ısıya bağımlılığı, güneşe  bağımlılığı ya da rüzgara, buluta bağımlılığı gibi.. bunların hepsi  değerlendiriliyor.</p>
<p>SORU; Sonuçlar uluslararası ve bilimadamları arasında paylaşımlı bir grafik çiziyor olsa gerek. Bunlar nasıl oluyor?<br />
YANIT;  Tabii sonuçlar uluslararası paylaşılan bilgiler.. örneğin geçen sene  Almanya’da yapılan Fotovoltaik Avrupa Konferansında Muğla  Üniversitesinden bu çalışmaların ayrı ayrı beş tanesi yayımlandı. Bu  seneki toplantı İspanya’da Valensiya’da olacak. İki tane yayınımız kabul  edildi. Yani çalışmalarımızı yeterli hale getiriyoruz ve yayımlıyoruz.  Bunlar bizim çalışmalarımızın bir bölümü.. başka toplantılarda,  konferanslarda sunuyoruz, bilimsel dergilerde bunları sık sık  yayımlıyoruz.<a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TAuObSe_JYI/AAAAAAAADWs/InvGIVUPi9g/s1600/DSCN5952.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5479629971095758210" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TAuObSe_JYI/AAAAAAAADWs/InvGIVUPi9g/s200/DSCN5952.JPG" border="0" alt="" width="200" height="150" /></a></p>
<p>SORU;  Stockholm’de yeni enerjiler başlığı altında geçtiğimiz haftalarda büyük  bir enerji fuarı yapıldı. Sizin yaptığınız uygulamalar da bu tür yeni  enerjiler kategorisine mi giriyor?<br />
YANIT; Tabii! Mesala ben bu ayın  dokuzunda Amsterdam’da konuşuyorum. Dünya yenilenebilir enerjiler  konferansı. Bunun ardından Münih’de bir toplantı daha var, ‘Inter Solar’  diye, dünyanın en büyük güneş enerjisi konusundaki birlikteliktir, her  yıl yapılır, ayın 10&#8242;u ile 11’inde orada olacağım. Tabii o kadar çok  sayıda konferans ve birliktelik oluyor ki, Stockholm’den Çin’e kadar,  geçen sene Kore’de Jejo Adası vardır, toplantı Jejo Adası&#8217;ndaydı.<a href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TAuNryjPykI/AAAAAAAADWk/cRVA18MlD1c/s1600/DSCN5957.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5479629155069839938" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TAuNryjPykI/AAAAAAAADWk/cRVA18MlD1c/s320/DSCN5957.JPG" border="0" alt="" width="320" height="240" /></a></p>
<p>SORU;  Biliminsanları dünyanın bir köşesinden ötekine ülkesini de anlatmak ve  tanıtmak için durmadan koşuyorlar, bunlardan bir çatı altında  toplananlar da oluyor mu?<br />
YANIT; Evet! Türkiye&#8217;deki potansiyeli  anlatmaya çalışıyoruz, buradaki bilimsel sonuçları anlatmaya çalışıyoruz  ve insanlar da dinlemek istiyorlar. Çok sayıda üniversite bu konularda  çalışma yapıyor. Hatta bir görev olarak, bu üniversiteleri ve bu  konudaki çalışanları bir araya getirmek için bir platform kurduk. Bunun  adı ‘Fotovoltaik Teknoloji Platformu’. Evet bunun 45 tane üyesi de var  şu anda ve hızla artıyor. Bunun içinde üniversiteler var. Bunun içinde  sektörden kişiler var, yatırımcılar var. Hatta bizim bu platformumuzda  bir dernek oldu, bu derneğin adı, ‘Güneş Enerjisi Sanayicileri Derneği,’  bu konuda üretim yapacak, yatırım yapacak insanlar örgütlendiler.</p>
<p>3 Haziran 2010 Muğla Üniversitesi</p>
<p>Bakınız http://kentinsanolay.blogspot.com/</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=789</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arı, arıcılık, Sarıkamış&#8217;tan Batı&#8217;ya nüfus hareketleri ve arıcı bir aile tarihine giriş&#8230; &#8216;Arılarda bir işçi arılar var, bir erkek arılar var bir tane ana arı var. Tek bir ana arı. O ana arı, arı ailesinin yegane varlığı o. Ama o bir ana olmadığı zaman kovanın içi lebaleb arı olsa düşmana karşı kovanı koruyamıyorlar.  Eğer o bir ana kovanda yoksa bütün arılar yatıyor, çalışmıyorlar, bal getirmiyorlar, diyen Soyaile Onur Büyüğü Sayın Keramettin Şenocak ile söyleşi&#8230;</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=781</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=781#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 23:53:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Fotograf/Soylesi/Haber]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=781</guid>
		<description><![CDATA[Bal! Bal etkin ve aktif olan nesnelerin başında gelir.
Arı ve arıcılık da bir meslek olarak insanlık tarihi ile başabaş ilerliyor.Balın bir yerel tarihi, bir de uygarlık tarihi var.
Ayrıntılarla dolu bölge tarihi de bunun içindedir.
Doğa, çevre, insan; yerine göre toplumsal ve yerel yazılı anı dokümanları&#8230;
Sözle gelip kağıda dökülenler, sesli kayıtlar, fotoğraflar&#8230;
Tek tek bir çekirdek merkeze yakın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Bal! Bal etkin ve aktif olan nesnelerin başında gelir.<a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/bal.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-782" title="bal" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/bal-300x232.jpg" alt="" width="300" height="232" /></a></h3>
<div>Arı ve arıcılık da bir meslek olarak insanlık tarihi ile başabaş ilerliyor.Balın bir yerel tarihi, bir de uygarlık tarihi var.</p>
<p>Ayrıntılarla dolu bölge tarihi de bunun içindedir.</p>
<p>Doğa, çevre, insan; yerine göre toplumsal ve yerel yazılı anı dokümanları&#8230;</p>
<p>Sözle gelip kağıda dökülenler, sesli kayıtlar, fotoğraflar&#8230;</p>
<p>Tek tek bir çekirdek merkeze yakın bireylerin geride bıraktıkları dökümanlarla oluşur.</p>
<p>Her bireyde, yerel tarih ile ilgili veriler, bireylik anıları olmayabilir.</p>
<p><a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFmzaswQOhI/AAAAAAAAD1w/pFyzsdCFpSo/s1600/Copy+of+CIMG0091.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501625691081292306" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFmzaswQOhI/AAAAAAAAD1w/pFyzsdCFpSo/s200/Copy+of+CIMG0091.JPG" border="0" alt="" width="200" height="178" /></a>Fakat kimileyin aynı kişide farklı bir ayrıntı, bir arkaplan ögesiyle yerel tarih dokusu oluşturur.</p>
<p>Bir yanda aile tarihi ve öte yanda bireylerin tek tek tarihleri de sonunda bu toprakların tarihidir.</p>
<p>Soyaile onur büyüğü Sayın Keramettin Şenocak da bu örnekler içinde anılmalı.<a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFm2nUx1eEI/AAAAAAAAD2A/CEdfv6kRY08/s1600/CIMG0181.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501629206518659138" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFm2nUx1eEI/AAAAAAAAD2A/CEdfv6kRY08/s200/CIMG0181.JPG" border="0" alt="" width="150" height="200" /></a></p>
<p>Özel ve özgün bir üretim tekniği gerektiren ve seçkin bir ürün olan bal konusu, Soyaile açısından bir aile tarihidir.</p>
<p>Bu bölgenin belli bir evresi için, yerel tarihi onun söyleşileri ile kurma yolunda ilerliyoruz.</p>
<p>Soyaile onur büyüğü Sayın Keramettin Şenocak ile arı ve arıcılık konulu söyleşiyi Bünyan&#8217;da yaptık.</p>
<p>Evinin bahçesinde ona sorduk. Bir süre sözünü kesmeden onu ve bahçeyi izledik, o anlatısını sürdürdü.</p>
<p>Uzun  süre arılardan söz etti. Arıların nasıl bir düzenle yaşadıklarını,  hangi ilkeler doğrultusunda hareket ettiklerini ses tellerini serbest  bırakarak ayrıntılarıyla ve zaman zaman çoşkuya kapılarak anlattı.</p>
<p>Bunları biraz olsun biliyordum fakat ayrıntılardaki keskin durumları işittikçe şaşkınlığım artıyordu.</p>
<p><a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFm4szd2nzI/AAAAAAAAD2Q/MVIYTmeGv20/s1600/CIMG0084.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501631499678949170" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFm4szd2nzI/AAAAAAAAD2Q/MVIYTmeGv20/s200/CIMG0084.JPG" border="0" alt="" width="162" height="200" /></a>Coruh  Kanyonları ile bağlantısı olan Kars Platosu doğal yaylasal uzantı bu  topraklarda bal üretimine uygun bir ortam yaratmış. Arılar bu ailenin  hayatında nirengi noktası olmuş.</p>
<p>&#8216;Arılar üçe ayrılırlar,&#8217; derken, yüzüme baktı. Coşku içinde sürdürdü, kendisini tutamıyordu.</p>
<p>Solda Soğanlı Dağları eteklerinde Bardız&#8217;ı içine alan yerel ve toplumsal 1950 öncesi bir tarihtir bu anlatılar.<a href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFm2PyA587I/AAAAAAAAD14/Fhqi3Rks0PM/s1600/Copy+%282%29+of+koy.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501628802049635250" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFm2PyA587I/AAAAAAAAD14/Fhqi3Rks0PM/s320/Copy+%282%29+of+koy.jpg" border="0" alt="" width="320" height="106" /></a><br />
Şimdi bu söyleşiyi birlikte izleyelim.</p>
<p>Sevgi, içtenlik&#8230;<br />
Tekin SonMez, Stockholm 4 Ağustos 2010</p>
</div>
<div>K;  Arı diğer hayvanlara pek benzemeyen bir hayvan ailesi Tekinciğim. Belki  birçok hayvan nesli ortadan kalkabilir ama arının neslinin ortadan  kalkması mümkün değil. Şimdi öyle bir düzeni var ki arı ailesinde hem  tam bir komünist düzen, sosyalizmden öteye bir komünist düzen, hem de  tam bir demokratik düzen mevcut, bir aile olarak. Şimdi şöyle, arılarda,  bir işçi arılar var, bir erkek arılar var bir de bir tane ana arı var.  Tek bir ana arı. O ana arı, arı ailesinin yegane varlığı o. O ana olduğu  zaman bir avuç arı da olsa, düşmana karşı, yabancı arılara karşı,  baskınlara karşı kovanı koruyabiliyor. Ama o bir ana olmadığı zaman  kovanın içi lebaleb arı olsa düşmana karşı kovanı koruyamıyorlar. O bir  ana, eğer kovanda varsa onbinlerce arı görevini harfiyen yerine  getiriyor. Eğer o bir ana kovanda yoksa bütün arılar yatıyor,  çalışmıyorlar, bal getirmiyorlar&#8230;<br />
T; Kovan ana arının elinde, böyle ise. Ana arı bu kadar önemli mi?<br />
K; Kovana ana arı hükmediyor. Ama o işçi arılar da o ana arıyı istedikleri zaman öldürüyorlar, yeni bir ana arı yapıyorlar&#8230;<br />
T; İşçi arılar ana arıyı öldürüyor, yeni bir ana arı yapıyorlar&#8230; Yeni bir ana arı mı seçiyorlar yani?<br />
K;  Ana arı seçiyor o işçi arılar. O işçi arılar, bal yemesinler diye  mevsiminden sonra erkek arıları da öldürüyorlar. Kovana işçi arılar  hakim, iğneleri var ya! Onlar hakim kovana. Ama o işçi arılar o bir tek  ana arı olmadığında hiçbir şey ifade etmiyor, öyle bir sistemleri var.<br />
T; Onların bir müzik sesi çıkardığı söylenir. Arılar da ezgi söyler mi?<br />
K;  Arı tabii evvela kendileriyle konuşuyorlar, bir yerde bir bal kaynağı  buldukları zaman gelip haber veriyorlar. Bir arı gelip haber veriyor,  bulduğu zaman, kuvvetli bir koku alma yetenekleri var, onbinlerce arı  oraya bir saat geçmeden üşüşmüş oluyor. Onbinlerce arıya duyurmuş  oluyor. Hareket ederek, kovanın içerisinde hareket ederek, oranın yönünü  ve mesafesini gösteriyorlar. Ses çıkararak da o kaynağın ne olduğunu  ifade ediyorlar.<br />
T; Ezgili melodik bir ses çıkarıyorlar. Oğul verme sırasında nasıl ses çıkarıyorlar?<br />
K;  Arı her türlü müzik seslerini çıkarıyor. O müzik sesleri, yani &#8216;do re  mi fa sol la si do&#8217; seslerini çıkarırken bir şeyler ifade ediyor.  Mesela; &#8216;la&#8217; sesini döndüğü zaman  çıkarıyor. Bal yüklü olduğu zaman  &#8216;la&#8217; sesiyle dönüyor. Bağa gideceği zaman &#8217;si&#8217; sesi, kızdığı zaman  &#8216;mi&#8217;sesini çıkarıyor. Oğul vereceği zaman üreyeceği zaman &#8216;do&#8217; sesini  çıkarıyor. Bakın arıda böyle bir yetenek var.<br />
T; Şimdi birkaç saptama yapalım. Şerif Dede arıcı mıydı? Bu arıcılık aileye nereden geliyor?<br />
K;  Arıcılığı ben anlatayım, Şerif Dedem&#8217;den kalan, bizim iptidai  kovanlarımız vardı.. varmış daha doğrusu.  Dedemin, iptidai kovanları  varmış. Ama rahmetli amcam, Maksut amcam, askerliğini jandarma başçavusu  olarak Posof’ta yaptı ve ordan terhis oldu. Zannediyorum ki 1908 &#8211; 1910  civarı doğumludur. Maksut amcam Posof’ta askerliğini Jandarma Başçavuşu  olarak yaparken,Yusuf isminde birisi ile tanışıyor. Onun kızı Kabire  ablamız, yengemiz daha doğrusu, onunla evleniyor. Yusuf efendi arıcı,  fenni arıcı. Ruslarda fenni arıclık ileri. Makineleri, alet edavatları  var. Osmanlı’da fenni arıcılık yok. Şimdi oradan fenni arıcılığı  öğreniyor, Bardız’a geliyor orada fenni arıcılığı kuruyor.<br />
T; Fakat babası Şerif Efendi de arıcı, kütük kovanlar ve arıları var.<br />
K;  Evet! İptidai kovanlar var, yarma kovanlar. Kütük kovanlar var, fenni  kovan yok. Fenni kovanı Bardız&#8217;a ilk defa, yöreye amcam getiriyor. Ee  tabii Babam marangozluğa yatkın, mükemmel, amcam da öyle. Marangozlukla  arıcılık bir arada gidiyor. Çünkü malzemeyi yapmak lazım. İki bahçemiz  var, bunlar arıları çoğaltıyorlar ve arıcılığa başlıyorlar.<br />
T; İki kardeş Fettah ve Maksut&#8230;<br />
K;  İki kardeş. Ben gördüğüm zaman iki bahçede 350 &#8211; 400’er kovan vardı o  zaman. Öyle olurdu ki günde 10 &#8211; 15 tane oğul verirdi, biz baş  edemezdik. Günde 200 &#8211; 300 tane çerçeveyi çakardık, sabahleyin gider  kovanlara verirdik, ertesi gün bir daha.<br />
T; Bu bal nereye satılırdı?<br />
K;  Tonlarca bal üretirdik. Bu bal İstanbul Beyoğlu Balık Pazarı’nda Hasan  Tunç isimli birisine giderdi. Belki kırk sene ona gitti.. biz onu  kağnılarla Yeniköy tren istasyonuna götürürdük, oradan trene verirdik.  Tren görütürdü istanbul’a.<br />
T; Haydarpaşa’ya&#8230;<br />
K; İşte nerde  indirirse.. orada onlar alırdı. Süzme ve petek olarak tonlarca bal  giderdi satılırdı. Babam da o balların paralarını, İstanbul’a gider,  seyahat eder alırdı. Kalan paralarını adam avans gönderirdi. Önceden  Fettah bey bu yıl gene ballar benim, fiyatına her kaç lira dersen,  derdi. Tereyağı 35 kuruşsa bal 55 kuruştu, kilogramı. En son ben  hatırlıyorum, biz 2,5 liradan verdik. Bak 55 kuruştu bal 2,5 liraya  kadar çıktı.<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFnbTwoOCYI/AAAAAAAAD2w/LGQiXKSGfcQ/s1600/CIMG0109.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501669552327362946" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFnbTwoOCYI/AAAAAAAAD2w/LGQiXKSGfcQ/s200/CIMG0109.JPG" border="0" alt="" width="150" height="200" /></a><br />
T; Hangi yıldı o?<br />
K; 1955’te.<br />
T; 1955’te 2,5 lira oldu.<br />
K; 2,5 liradan verdik.<br />
T; Bu tarihten sonra arıcılığı bıraktınız mı?<br />
K;  Bu tarihten sonra ben, tabii askere gittim. Kardeşlerim devam ettiler.  Ve yıllarca Hasan Tunç’a verdik balımızı. Çünkü o hepsi, ne varsa alırdı  toptan parasını öderdi.</p>
<p>Değerli İzleyici,</p>
<p>Fettah Bey ve  Maksut Bey ile yükselen  modern arıcılık otuzlu yılların başlarına  rastlar. Şerif Efendi ise geleneksel arcılığı yüz otuz, yüz kırk yıl  önce 1800&#8242;lerin ortalarında yapmış bir aileden geliyor. Belki de çok  daha eski, yüzyıllara dayanan bir gelenek temsilcisi bir ailenin  çocukları, bu bölgede arıcılık tarihinin de kurucukarıdır. Keramettin  Bey Şerif Efendi&#8217;den başlayan üçüncü kuşak temsilcisi.</p>
<p>Sayın  Keramettin Şenocak rüyalarında da bu iki doğa parçası arasında yaşadı.  Arı tutkusu, onun Batı rüyası peşinde koşmasına engel oldu.</p>
<p>Solda bu arıcılık öyküsü<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFm9gtHXApI/AAAAAAAAD2g/NLDugjBNpzA/s1600/nehir+1.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501636789373698706" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFm9gtHXApI/AAAAAAAAD2g/NLDugjBNpzA/s320/nehir+1.jpg" border="0" alt="" width="320" height="200" /></a>nün tarih olduğu Soğanlı Yaylaları etekleri, Coruh Kanyonları.</p>
<p>Sağ alt köşede Keramettin Bey&#8217;in arıcılıkla son kırk yıllını geşirdiği pastoral Kayseri, Bünyan görüntüsü.</p>
<p>Sevgi içtenlik&#8230;<br />
Tekin SonMez</p>
<p>Foto; Feryal Özkale Sönmez<br />
Söyleşi; Temmuz 2008, Bünyan, Kayseri</p>
<p>BAKINIZ  http://aktifetkin.blogspot.com/ <a href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFm8PzkdkeI/AAAAAAAAD2Y/2wzeq0Oe7Vo/s1600/CIMG0131.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501635399536972258" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFm8PzkdkeI/AAAAAAAAD2Y/2wzeq0Oe7Vo/s400/CIMG0131.JPG" border="0" alt="" width="400" height="151" /></a></p>
</div>
<p><a title="Kaydı Düzenle" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=910749748039662480&amp;postID=4045053658806837774"> </a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=781</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sahaf konusu, kitap &#8211; insan konusudur. Sahaflık sanatının ağızdan ağıza kulaktan kulağa geçen sözlü bilgilerini, kendi tanımıyla çıraklık döneminde biriktiren Sayın Emin Nedret İşli, yaklaşık 30 yıla yakındır sahaflık yapıyorum, diyor.</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=774</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=774#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 23:38:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat/Kitap/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=774</guid>
		<description><![CDATA[Kağıt  üzerinde çizgi, yuvarlak ya köşeli simge, adına harf denilen  işaretlerle yaşıyoruz. Bizlere şaşırtıcı gelmeyen bu durum, eskiden  yazmaya uzak milyon insan için şaşırtıcı olmalı. Yazı, giz; yazma  tılsımı buradan başlar.
Söz yazıya evrildi, oluşan teknik bilgi  ve yazılım öğrenimi; dönemine göre seçkin bir kast sistemine dönüştü.  Eski yakınlarda &#8216;mürettip&#8217; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/sahaf-nedret.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-777" title="sahaf nedret" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/sahaf-nedret-183x300.jpg" alt="" width="183" height="300" /></a>Kağıt  üzerinde çizgi, yuvarlak ya köşeli simge, adına harf denilen  işaretlerle yaşıyoruz. Bizlere şaşırtıcı gelmeyen bu durum, eskiden  yazmaya uzak milyon insan için şaşırtıcı olmalı. Yazı, giz; yazma  tılsımı buradan başlar.</p>
<p>Söz yazıya evrildi, oluşan teknik bilgi  ve yazılım öğrenimi; dönemine göre seçkin bir kast sistemine dönüştü.  Eski yakınlarda &#8216;mürettip&#8217; denirdi bu meslek mensuplarına. Çırak, kalfa,  usta gibi sınıflar ortaya çıktı. Yazma tekniğini bilen ve düşünsel  imgelemlerini yazarak betimleyen insan tanımı ayrıştı. Daha sonra  başladı her yazmayı bilen, her okumayı bilen arasındaki ayrım.</p>
<p>Yazmayı  teknik olarak bilen ve kitap dizgisi yapanla kitabı okuyanlar arasında  da ayrıklık başladı. Daha sonra, her kitap herkes için değildir, aşaması  geldi. Okuma bilen her birey, okuduğu her şeyde başka anlam aradı ya da  farklı anlamlar çıkarsadı okuduklarından. Okuyan, yazan, yayın, kitap  konusunda uzmanlaşmalar ayrıştı. Okulu olmayan yazar gibi, okulu olmayan  sahaf imgelemi ortaya çıktı.</p>
<p>Sahaflık sanatının ağızdan ağıza  kulaktan kulağa geçen sözlü bilgilerini, kendi tanımıyla çıraklık  döneminde biriktiren Sayın Emin Nedret İşli, yaklaşık 30 yıla yakındır  sahaflık yapıyorum, diyor. Şimdi bu söyleşiyi izliyoruz.Sevgi, içtenlik&#8230;<br />
Tekin SonMez, Stockholm 4 Ağustos 2010<a href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlo9LykG7I/AAAAAAAAD04/Y3U0hidvn_0/s1600/Copy+of+DSCN6808.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501543820155952050" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlo9LykG7I/AAAAAAAAD04/Y3U0hidvn_0/s400/Copy+of+DSCN6808.JPG" border="0" alt="" width="400" height="196" /></a></p>
<p>SORU; Nedret Bey ilk gittiğiniz sahaf aklınızda mı?<br />
YANIT;  Sahaflar Çarşısı&#8217;nın dükkanları yetmediğinden dolayı bir de onun tam  karşısında, Beyazıt camiinin karşısında Beyaz Çarşı diye, eski  başbakanlardan Mesut Yılmaz’ların sahibi olduğu bir hanın alt katında,  daha çok dini yayınlar satan bir çarşı oluşmuştu. Şimdi orası otel oldu.  O Beyaz Çarşı’da daha çok bu sahafiye kitaplar satan ve akademik  dünyaya daha çok hitap eden Enderun Kitabevi diye bir katabevi vardı.  Ben orda 1978 yılında İsmail Özdoğan diye bir sahaf beyin yanında bir  altı ay kadar sahaf çıraklığı yaptım. Ama orası çok enteresan güzel bir  yerdi, yani hakikaten bilim adamlarının çok sık geldiği bir yerdi.</p>
<p>SORU; Kimleri tanıdınız?<a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlwnPu-tJI/AAAAAAAAD1I/YOTcG4wjDTk/s1600/DSCN6827.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501552239350559890" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlwnPu-tJI/AAAAAAAAD1I/YOTcG4wjDTk/s320/DSCN6827.JPG" border="0" alt="" width="240" height="320" /></a><br />
YANIT;  Orda Prof Fahir İz’i tanıdım, Agah Sırrı Levent’i, Fevziye Abdullah  Tansel’i tanıdım, bunlar hepsi, Fuat Köprülü’nün yetiştirdiği  insanlardır. Bizim bu kitap tarih edebiyat dünyamızın çok önemli  simalarını orada gördüm ve onlarla tanıştım.</p>
<p>SORU; Önemli yıllar, bugünkü durumla benzerlik var mı?<br />
YANIT;  Evet evet, o yıllar benim için çok önemli. Şimdi şöyle, birincisi ben  oraya tabii daha önce bir müşteri müdavim sıfatıyla gidiyordum, sonra  liseden mezun olur olmaz çıraklığa talip oldum ve altı ay kadar  çalıştım. O dönemde ve ondan önceki müdavimliğim, müşteriliğim zamanında  da oraya gelen insanlar uzun bir müddet oturup sohbet edip kitap alan  insanlardı. Şimdi Enderun Kitabevi’ne gelen insanlar orda sadece kitap  almakla kalmıyorlardı, kendi aralarında bir sohbet ortamı oluşturup  çeşitli şeyler üzerine, yani kitapların incelikleri nadirliği, neden  nadir oldukları, kimin, hangisinin hangi cildinin daha az bulunduğu,  hangisinin.. efendime söyleyim ne nedenle kaybolduğu gibi bir sürü,  kitap dünyasıyla ve yayın işleriyle ilgili bir sürü bildiklerini  karşılıklı birbirleriyle paylaşıyorlardı. Şimdi maalesef günümüzde, şu  günümüze hemen bir saptama yapalım, günümüzde böyle bir ortam artık söz  konusu değil. Yani ne müdavim çok fazla geliyor, ne de böyle bir sohbet  ortamı oluşuyor kitapçılarda.</p>
<p>SORU; O sohbetler yok, değişen insan mı, koşullar mı?<a href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlzZRICm3I/AAAAAAAAD1Q/zdrrrXo3JGc/s1600/DSCN6800.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501555297740823410" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlzZRICm3I/AAAAAAAAD1Q/zdrrrXo3JGc/s200/DSCN6800.JPG" border="0" alt="" width="150" height="200" /></a></p>
<p>YANIT;  İnsanlar internetten alışveriş yapıyorlar falan filan.. işte o çevrede  tabii uzun yıllar bulunduğum için bir sürü, hani eskilerin, Osmanlı  tabiriyle hurda bilgi dedikleri, hurda malumat dedikleri bir tip malumat  var, yani böyle hiç kimsenin yazmadığı çizmediği bilemediği ve  kayıtlarda olmayan ama kulaktan kulağa devredilen.. ama çok ince, böyle  zarif noktalara değinen birtakım bilgileri.. öğrendim ve ordan epey  bilgim oldu.</p>
<p>T; İlk kitap nasıl ulaştı, raslantı mı, aile kitaplığı mı?</p>
<p>E.N;Hayır  benim ailemde kitapla ilgili çok fazla insan yok. Ciddi bir kütüphane  de yoktu evimizde. Yani normal eski İstanbullu bir aileydik ama öyle  kitaba düşkün, kitap toplayan, kitap okuyan aileden kimse yoktu. İki  kitap vardı çocukluğumda elime geçen, hatırladığım bir Rıza Tevfik’in  Serabı Ömrüm adlı şiir kitabıdır, o da imzalı idi; ama sonradan öğredik  ki bu Rıza Tevfik’in kitabının imzalı oluşu çok büyük bir özellik  değilmiş, çünkü Rıza Tevfik’İn kitabı, Serabı Ömrüm basıldığı zaman 3000  nüshayı da Rıza Tevfik oturup imzalamış. Yani şöyle bir durum, hatta  sahaflık açısından, Rıza Tevfik’in Serabı Ömrüm isimli kitabının imzasız  nüshaları daha önemli. Çünkü gözden kaçmış ya imzalanmamış olanlar.. o  nedenle böyle de bir incelik var bu işte. Biri o idi, evimizde vardı.<a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlz3A1OC7I/AAAAAAAAD1Y/j8G-OVO-Kp4/s1600/DSCN6779.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501555808762989490" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlz3A1OC7I/AAAAAAAAD1Y/j8G-OVO-Kp4/s200/DSCN6779.JPG" border="0" alt="" width="150" height="200" /></a></p>
<p>T; Kaç yaşındaydınız o zaman?<br />
E.N; Beş altı belki yedi yaşlarında falan. Bir de babamın böyle sandık odası gibi bir odada tuttuğu..<br />
T; Eski evlerde duvar içinde&#8230;<br />
E.N;Duvarın  içindeki raflı bir büyük dolabın içerisinde sakladığı işte alet  kutularını bilmem nelerini koyduğu ve bize göstermediği ve işte aman bu  çok açık saçık resimler falan var dediği bir kitap vardı. O da bir  efsane gibiydi evde, onu da sonradan, babam benim küçük yaşta vefat  etti, sonradan işte kitabı açtık baktık ki, 1940’larda yayınlanmış  ‘Tenasül Hayatımız’ diye bir  kitap.<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFl0PgvDG1I/AAAAAAAAD1g/6ahi5gT8ydE/s1600/DSCN6757.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501556229643901778" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFl0PgvDG1I/AAAAAAAAD1g/6ahi5gT8ydE/s200/DSCN6757.JPG" border="0" alt="" width="150" height="200" /></a><br />
T; Kama Sutra’nın bir benzeri,<br />
E.N; Hayır o da değil, bu bir tıbbi şey yani evlilikte cinsel hayat işte nasıl çocuk doğar falan gibi..<br />
T; Tamam anımsıyorum o kitabı.<br />
E.N;  Türkiye yayınevinin bastığı tenasül hayatımız diye bir şey. Hani  aslında hiç cinsellikle falan ilgisi yok ama işte içinde birtakım insan  organlarını falan gösteriyor diye bizimkiler de aman bu çok tehlikeli  bir kitap.. pornografik bir kitapmış gibi.. biz de bilmiyoruz tabii,  aman görsek bir diye yanıp yakılıyorduk.<br />
T; Kardeşler de kitap sever mi Emin Bey?<br />
E.N;  İki kardeşiz, abim benden sekiz yaş büyüktür, tarih fakültesi  mezunudur, o da lise yıllarında, öğrencilik yıllarında, Cağaloğlu&#8217;nda  Babıali’de İnsel Kitabevi diye bir kitabevi vardı, bu meşhur Fahrettin  Altay paşanın damadı çevirmen Avni İnsel’in kurmuş olduğu bir kitabevi.  Avni İnsel de çok meşhur bir adam, meşhur Pitigrilli vardır ya,  Pitigrilli&#8217;yi falan Türkiye&#8217;ye kazandıran adam. Çok enteresan, birtakım  böyle biraz kısmen yarı açık kitapları, müstehcen kitapları, o tarihin  tabii, müstehcenliğine göre çeviren adam. Onun dükkanında, bir yedi  sekiz ay o da çıraklık, tezgahtarlık yaptı. Orda abim kitap toplamaya o  başladı, daha sonra ben de ondan etkilenerek ve efendime söyleyim, ondan  öğrenerek başladım kitap toplamaya&#8230;</p>
<p>Tekin SonMez, 23 Haziran 2010, Beyoğlu, İstanbul<br />
Fotoğraf; Feryal Özkale Sönmez</p>
<p>BAKINIZ http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=774</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ülke değerlerine tanıtım katkısı veren bu site Kapadokya izi sürecek&#8230; ve &#8216;Babam, Boyalı Köyü’nde on beş yıl muhtarlık yaptı, beş kardeşiz, ben ortancayım, hiçbir konuda önümüzü kapamadı. Açık bir insandı. Köye ilk elektriği getiren idareciydi. Köye, evde akan suyu, köye ilk asfaltı getiren babamdı. Bu ilkler bölgede bizim köyümüzde yaşanmıştır,&#8217; diyen Ürgüp Belediye Başkanı Sayın Yıldız söyleşi&#8230;</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=765</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=765#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 23:20:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih/Anı/Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=765</guid>
		<description><![CDATA[

Kayseri-Ankara yolum büyülü bir düşten geçti o gün. Peri bacaları ve fantasya denilir bunun tümüne!


İlkin,  1997 o ışıklı güz, Son Oğuzlar köyünde çektiğim fotoğraflarla Sivas  yolu dönüşümde yazmışım.


Evet, on yılı aşkın bu  ilk izlenimler yazısı, bir edebiyat metni olarak ve Kapadokya için  başlayan tanıtım çabalarımın ilki olarak   yayımlanmıştı.

Bu çalışmalar ara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<div>
<div><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/üzüm-asma3.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-771" title="üzüm asma" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/üzüm-asma3-249x300.jpg" alt="" width="249" height="300" /></a>Kayseri-Ankara yolum büyülü bir düşten geçti o gün. Peri bacaları ve fantasya denilir bunun tümüne!</div>
<div></div>
<div>
<div>İlkin,  1997 o ışıklı güz, Son Oğuzlar köyünde çektiğim fotoğraflarla Sivas  yolu dönüşümde yazmışım.</div>
<div></div>
</div>
<div>Evet, on yılı aşkın bu  ilk izlenimler yazısı, bir edebiyat metni olarak ve Kapadokya için  başlayan tanıtım çabalarımın ilki olarak   yayımlanmıştı.</div>
<div></div>
<div>Bu çalışmalar ara vermeden sürdü ve bugünlere geldi.</div>
<div></div>
<div>Söyleşiler, analitik deneme yazıları ile &#8216;Kappafantastika Kapadokya&#8217; adlı yapıt kamuya sunuldu.</div>
<div></div>
<div>Bu kez, ikleriyle  ünlü Boyalı Köyü toprağıyla yoğrulmuş bir eğitimci ile söyleşi var bugün.</div>
<div></div>
<div>Buna  benzer iki değerli eğitimci-yöneticinin söyleşilerini yayımladık.</div>
<div></div>
<div>Prof.  Dr. Sayın Oktik ve Uçhisar Belde Başkanı Sayın Süslü ile olan anlatılar  da yayımlandılar.</div>
<div></div>
<div></div>
<div>Bu anlatılar bir anlamda Kapadokya yerel tarih arşivi  olacak.  İçeriden bir anlatı daha.</div>
<div></div>
<div>Baba, kendi deyimiyle “toprak  insanı, aynı zamanda köyümü 15 sene muhtar olarak yöneten bir baba. Ailede yönetici geleneği var.</div>
<div></div>
<div>İlk kitap, okuduğu Kırmızı Başlıklı Kız.</div>
<div></div>
<div>Bir  dönemin Ürgüp simgesi olan ve Karain Köyü’nde başlayan ve “seyyar  kütüphane” diye anılan bir hareket &#8211; olgu süreci ile bu kitap eline  ulaşmış.</div>
<div></div>
<div>Ürgüp’e 8 km. Boyalı Köyü&#8217;nden beş çocuklu bir ailenin ortanca  oğlu.</div>
<div></div>
<div>Son dönem Ürgüp Belediye Başkanı seçilen Sayın Fahri Yıldız  söyleşisini izliyoruz.</div>
<div><a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8s6ncS3tNI/AAAAAAAADA8/N8Aku4S6LEk/s1600/SANY0517.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5461523422401508562" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8s6ncS3tNI/AAAAAAAADA8/N8Aku4S6LEk/s400/SANY0517.JPG" border="0" alt="" width="400" height="166" /></a></div>
<div>SORU; Sayın Fahri Yıldız baba-oğul anısı anlatır mısınız?</div>
<div>
YANIT;  Babam, Boyalı Köyü’nde on beş yıl muhtarlık yaptı, beş kardeşiz, ben  ortancayım, hiçbir konuda önümüzü kapamadı. Açık bir insandı. Köye ilk  elektriği getiren idareciydi. Köye, evde akan suyu, köye ilk asfaltı  getiren babamdı. Bu ilkler bölgede bizim köyümüzde yaşanmıştır.</p>
<p>SORU; İlkleriyle ünlü Boyalı Köy okulunda mı okudunuz?</p>
<p><a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8s9n2nUwrI/AAAAAAAADBM/ocpjNDIBuSU/s1600/Copy+of+SANY0505.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5461526728001503922" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8s9n2nUwrI/AAAAAAAADBM/ocpjNDIBuSU/s200/Copy+of+SANY0505.JPG" border="0" alt="" width="80" height="200" /></a></p>
<p>YANIT;  Evet! 1930 yılında halkın katkılarıyla yapılan çok değerli bir yapı  tarzı olan bu okulda okudum. cumhuriyetin ilk eğitim semeresinden  faydalanan bir köy, benim köyüm. Köyümde okuma yazma bilmeyen insan yok.  En yaşlısı da bilir. Dolayısıyla eğitim ortamı iyi olan bir köy.SORU; Ürgüp-Boyalı Köy Okulu mezunu Fahri Yıldız, hangi okulları-yolları aşıp Ürgüp Belediye Başkanlığı&#8217;na ulaştı?</p>
</div>
<div>SORU; Ürgüp-Boyalı Köy Okulu mezunu Fahri Yıldız, hangi okulları-yolları aşıp Ürgüp Belediye Başkanlığı&#8217;na ulaştı?</div>
<div>YANIT;Köyümün  okulundan sonra ağbimin ortaokulda başarısız olması benim de başarısız  olacağım anlamına geliyordu babama göre. Dedi ki, &#8216;Ağbin okumadı sen de  okumaya devam etme.&#8217; Ben ısrar ettim ille okuyacağım. &#8216;Beni  göndeceksiniz.&#8217; Öğretmen Okulu sınavlarına girdik, kazanamadık  hasbelkader, Nevşehirde yeni açılan İmam Hatip Lisesi orta kısmına  yazıldım. Liseyi de ordan bitirdim. 60’lı yıllar bu. Erciyes  Üniversitesi İlahiyat Fakültesi şu anki adıyla (o zaman Yüksek İslam  Enstitüsü idi) orayı bitirdim, öğretmenlik görevine başladım. Hatay,  İskenderun, Kırşehir, Çiçekdağı, Çankırı Orta, Kocaeli, Kandıra ve  Nevşehir, Ürgüp Lisesi Müdürü oldum.SORU;İlk kitap köye ve çocuk Fahri Yıldız&#8217;a nasıl ulaştı?<a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8s-6MjEesI/AAAAAAAADBc/tTFfn5zy1xo/s1600/SANY0506.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5461528142638512834" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8s-6MjEesI/AAAAAAAADBc/tTFfn5zy1xo/s200/SANY0506.JPG" border="0" alt="" width="146" height="200" /></a><br />
YANIT;  Tahsin Güzel kütüphanenin çalışan memuruydu ve haftada bir kez, seyyar  eşeğiyle, iki tarafına bavullu özel yapılmış kitap kütüphaneyi yükler,  bizim okulun önünden köye getirir, açar, biz ödünç kitabı alırız,  haftaya o gelmeden bitirelim telaşıyla okur bitirir, haftaya geldiği  zaman onu verir ötekini alırdık.</p>
<p>SORU; Bu köye ve Ürgüp’e nasıl bir eser bırakacaksınız?<br />
YANIT;  Köyümüzü sordunuz önce! Köyümüzde benim mezun olduğum ilkokulumuz şu  anda taşımalı sistem nedeniyle terkedildi, metruk durumda ve yıkılma  tehlikesiyle karşı karşıya. Onu restore ettirmek gibi bir projemiz var.  Ürgüp’le ilgili olarak da, Ürgüp bir turizm beldesi.</p>
<p>SORU; Turizm sektörü, yatırımcılar yeteri kadar talep olmayışından yakınıyor. Buna nasıl bir çözüm olabilir?<br />
YANIT;  Hayır bizim yatırımcılarımız çok şikayetçi değiller çünkü şurdan  anlıyoruz şikayetçi olmadıklarını, bizim onlardan bazı misafirleri  ağırlama konusunda yer talebimiz oluyor. Doluluk oranının yüksek  olduğunu söyleyerek bize sıkıntı çıkarıyorlar. Bu anlamda oteller dolu  demektir. Dolayısıyla bizim esnafımız şu an itibariyle turizmden memnun,  ama özellikle bu tur operatörlerin düzenlediği turlar biraz turizmi  sıkıntıya sokuyor gibi. Sadece belli başlı yıldızlı otellere hizmet eder  durumda görüntü var, çarşıya inme gibi sıkıntıları var turistlerin. Bu  açıdan esnaf sıkıntılı ama genel olarak Ürgüp’ün turizmden sıkıntısı  yok. Ürgüp’te en büyük sorunlardan bir tanesi konut sıkıntısı.</p>
<p>SORU;  ‘Sorunlardan bir tanesi konut sıkıntısı,’ dediniz. Ürgüp göç alıyor ve  sit alanı. Ürgüp’ün nüfusu artıyor. Köyler boşalıyor! Konut sorunu nasıl  çözülür?<br />
YANIT; Köyler kışın boşalıyor yazın doluyor. Ürgüp  köylerinden.. adam hem köyünde tarlasını işliyor, hem de şehirdeki  modern hayattan istifade etmek için Ürgüp’ten ev alıyor, göç böyle.. hem  köyde evi var, hem Ürgüp’te. Şimdi bizim Toki&#8217;yle ilgili bir çalışmamız  var şu anda, bin  konutluk projemiz var. İlk etapta 500, ikinci etapta  bir 500 daha. Ulaşlı’nın alt tarafındaki mevkiye, çalışmaları  tamamladık.</p>
<p>SORU; Ürgüp’te su gibi bazı sorunlar sürüyor mu?<br />
YANIT; Altyapımız bozuk&#8230; katı, sıvı atık.. katıyı bir müteahhit firmaya verdik, o ayrıştıryor taşıyor götürüyor.<a href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8s-KkuTsII/AAAAAAAADBU/6Fnbmy3UVAw/s1600/Copy+of+SANY0500.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5461527324494377090" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8s-KkuTsII/AAAAAAAADBU/6Fnbmy3UVAw/s200/Copy+of+SANY0500.JPG" border="0" alt="" width="86" height="200" /></a></p>
<p>SORU; Kardeş kentler.. nerede kardeş kent var?<br />
YANIT;  Girişim bizden önceki dönemde olmuş, Almanya’da Dillenburg, küçük bir  şehir oraya gittim, belediye eşbaşkanıyla görüştüm. Bunu ısıtalım,  genişletelim diye görüştük. Biz özellikle şu anda Üsküp kentiyle..  Üsküp’ün ortasından geçen nehrin bir tarafı eski Osmanlı, bir tarafı  Avrupa. Makedonya’da ve bizim orayla ilgili ön çalışmamız var, bize  uygun olan hem isim, bakın, isimde de bir benzerlik var Ürgüp &#8211; Üsküp.  Onlar da sıcak bakıyorlar bu olaya. Bununla ilgili.. karşılıklı Türk  ırklarıyla ilgili kardeşlik bağlarını kuvvetlendirme çalışmalarımız var,  inşallah.. yani bir kardeş şehir geliştirmeye çalışıyoruz.  Yunanistan’da Larissa var, Larissa&#8217;yla Mustafapaşa devam ediyor.</p>
<p>SORU; İşiniz kolay değil! Uçhisar, Nevşehir Göreme.. güzel rekabet, tatlı sert bir yarış var mı öteki ilçelerle aranızda?<br />
YANIT;  Ürgüp ve Kapadokya güzel, ama her zaman güzelin güzeli, iyinin iyisi  vardır, daha iyi yapmaya çalışıyoruz. Biz kendimizle yarışıyoruz,  kendimize bakıyoruz ama gizli bir rekabet her insanda vardır</p>
</div>
<div>.<a href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8rXDTZubxI/AAAAAAAADA0/UcbooeG0OYY/s1600/15+-+Copy.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5461413949887901458" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8rXDTZubxI/AAAAAAAADA0/UcbooeG0OYY/s400/15+-+Copy.jpg" border="0" alt="" /></a></div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=765</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Strabon evet! Amasya doğumlu olduğu söylenen ve fakat Hitit Kapadokyası konusunda hiç bir bilgi bırakmayan Strabon’a nereden nasıl yaklaşacağız ve Urartu arkelojik kazı çalışmalarına &#8216;kalifiye kazıcı&#8217; olarak katılan Abdurrahman Aydın ile Urartulardan kalan mağaralar konusunda söyleşi&#8230;</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=757</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=757#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 22:50:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih/Anı/Kent]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=757</guid>
		<description><![CDATA[Tarih,  tek tek bireylerin istemleri doğrultusunda olsaydı, daha mı iyi olurdu?
Yanıt verilemeyecek günümüzde sarsıcı bir sorudur bu.
Nesnel  durumlar, yaşayan canlı yerel kaynaklar o bölgede yaşayan insanlarla, bireysel -  topumsal bellek karşımıza çıkar.
Onların verdiği anlatılar kralların, feodal oligart derebeylerin, diktatörlerin kısacası kimilerinin hoşuna gitmeyebilir de.
Serberst  düşünen bireylerden oluşan kitlesel bellek dağarında bulunanlar da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/urartu.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-758" title="urartu" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/urartu-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>Tarih,  tek tek bireylerin istemleri doğrultusunda olsaydı, daha mı iyi olurdu?</p>
<p>Yanıt verilemeyecek günümüzde sarsıcı bir sorudur bu.</p>
<p>Nesnel  durumlar, yaşayan canlı yerel kaynaklar o bölgede yaşayan insanlarla, bireysel -  topumsal bellek karşımıza çıkar.</p>
<p>Onların verdiği anlatılar kralların, feodal oligart derebeylerin, diktatörlerin kısacası kimilerinin hoşuna gitmeyebilir de.</p>
<p>Serberst  düşünen bireylerden oluşan kitlesel bellek dağarında bulunanlar da önemlidir.</p>
<p>Şiyle ki toplumsal bellek dağarında olanlar kralların, feodal oligart derebeylerin, diktatörlerin istedikleri tarih  değildir.</p>
<p>Kuşkusuz, tek tek her bireyin bellek dağarı da yüzde yüz  güvenilir bir kaynak değildir. Böyle ise ne yapacağız?</p>
<p>Yine de bu  tür, kitleyi ilgilendiren tarih anlatıları tartışmaya açık bir ortamda  katılımcı öykülerle ancak belli bir sonuca ulaştırır bizleri.</p>
<p>Arkaik  tarih yazarlarını sil baştan ele alabiliriz.</p>
<p>Örnekse Amasya doğumlu  Roma yurttaşı Strabon (M.Ö 64 – M.S. 24) ne denli güvenilir?</p>
<p>Roma’ya  (M.Ö 44) yirmi yaşında öğrenime gider (M.Ö 31) Strabon.</p>
<p>Yedi yıl içinde öğrenim  görür hem de kendinden önceki coğrafyacılar, gezgin tarih taslakları  yazıcılarının öznel notlarıyla 43 ciltlik bir tarih yazar!</p>
<p>Bunun  on yedi cildi günümüze ulaşır. Başvuru kaynağı bunlardır. Olgunluk  dönemi ürünü olduğu ileri sürülen ‘Historika Hypomnemata’ (Tarihi  Hatıralar) adlı yapıt bugüne dek bulunamamıştır.</p>
<p>Amasya doğumlu  olduğu söylenen ve fakat Hitit Kapadokyası konusunda  hiç bir bilgi  bırakmayan Strabon’a nereden nasıl yaklaşacağız.</p>
<p>İki konu var! Tarih öznel yorumlar mıdır? Strabon’a dikkatli yaklaşmakla  konu bırakılır mı? Ne yapacağız?</p>
<p>Yaşayan yerel kitlesel tarihi konuşturacağız. En inanılır kaynak orada.</p>
<p>Bu  doğrultuda Ani eski Muhtarı, 1950 doğumlu 1962-65 tarihleri arasında  arkeolog Prof Kemal Balkan’ın A.D.T.C. Fakültesi projesi kapsamında  yönettiği  Urartu arkelojik kazı çalışmalarına &#8216;kalifiye kazıcı&#8217; olarak  katılan Abdurrahman Aydın ile Urartulardan kalan mağaralar konusunda  yaptığım söyleşiyi aşağıda birlikte izleyelim.<br />
Sevgi, içtenlik&#8230; Tekin SonMez</p>
<p><a href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/Sy1Y3OWvbLI/AAAAAAAABnY/2-GLdfguiEw/s1600-h/Picture12.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5417083632566103218" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/Sy1Y3OWvbLI/AAAAAAAABnY/2-GLdfguiEw/s400/Picture12.jpg" border="0" alt="" /></a></p>
<p>SORU;  Urartılardan kalmış olan mağaralarda, kimler varmış? Babanız bu konuda  da konuştu muydu? Mağaraların açıldığı vadiyi anlattı mı? Orada tarım,  bağcılık, bahçecilik yapılmış mı?<br />
YANIT; Evet. O dönemde bir Ermeni  ailesi &#8211; size izah ettim, Eğri Bucaklı denilen bir mevki var ya!?.  Kalenin yanıbaşında bir dere var ya! Size göstermiştim, orda yaşıyormuş.  Tavukçuluk yapıyormuş o mağaraların bulunduğu vadide. Mağaraların  olduğu vadiyi çok çeşitli meyve ağaçlarıyla süslemiş; narenciyenin  dışında hepsi bağ bahçeymiş&#8230; Babam bunların hepsini görmüş.</p>
<p>SORU; Hangi meyveler varmış? Üzüm de yetişiyor muymuş?<br />
YANIT;  Ceviz, elma, armut, kaysi, kiraz, şeftali hepsi&#8230; hepsi  yetişiyormuş&#8230; hem de o biçim! Üzüm de yetişiyormuş, babam dedi; “ordan  bahçenin üzümünü bile yedim! Yedim!” dedi.</p>
<p>SORU; Abdurrahman  Bey, şimdi hiçbir şey yok oralarda. Sanki toprak başka toprak&#8230; Fakat  oraya yakın, bu mağaralarda yakın zamana kadar insanların yaşadığı  söyleniyor!</p>
<p>YANIT; Hani bir kaçgöç olmuş ya, bizim köylüler o  dereden Kağızman’a kadar gışda gıyamette kaçmışlar. Evlerin pek çoğu  yakıldığından, dönen köylülerden yirmi sekiz aile o mağaralarda bin  dokuz yüz elli sekiz’e kadar yaşadılar. Evet! 1958 yılında Ankara’dan  bir heyet geldi; mağarada yaşıyorlar diye hepsinin ismini-cismini  yazdı&#8230; Kaç aile yaşıyorsa onlara yeterli para, odun yardımı, muhtarın  refakatinde arsa verildi, devlet hepsinin parasını ödedi ve o evleri  yaptırdı onları mağaradan çıkardı.</p>
<p>SORU; Bu mağaralar hayvanlar için de kullanıldı mı Abdurrahman Bey? Bana gösterdiğiniz mağaraya kaç koyun girebilir?<br />
YANIT;  Çok kullanıldı, aşağı yukarı on sene evveline kadar o mağaralarda  koyun, sığır besliyorduk kışın, hem de çok elverişli olur hem su yakın  hem de sıcaklık bakımından. Orada öyle üç kuyu-mağara, her biri üç bin  koyun alır.</p>
<p>SORU Çökme durumu var mı yok mu?<br />
Yoktur! Zaten onlarda yapı tertibi böyle silindir yapısında. Onun için de bu zamana kadar ayakta kaldılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=757</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nüfus hareketleri, göç ve göçmenliğin sentezi bir öykü kahramanı olan Necla Ülkü Kuglin ile &#8216;Çocuk Müzesi&#8217; ve yaratıcı drama&#8230; Yaşamı, etkin bir hedef peşinde bu noktaya gelmiş. Sinop’da doğmuş, anne ailesi Bulgaristan göçmeni, baba ailesi Horasan üzeri Bağdat, Şam’dan Diyarbakır’a göçmüş bir aile.</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=754</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=754#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 11:39:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat/Kitap/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=754</guid>
		<description><![CDATA[Bir yerden bir yere göç bu ülkenin, Anadolu&#8217;nun  hem genel tarihidir hem de tek tek bireylerin yaşam öykülerini içerir.
Bugüne  dek Kars’tan Batı’ya göç örnekleri verdik. Bugün daha farklı göç öyküsü  var.
Necla Hanım bir öykü kahramanı. Yaşamı, etkin bir hedef peşinde bu  noktaya gelmiş.
Sinop’da doğmuş, anne ailesi Bulgaristan  göçmeni, baba ailesi Horasan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/Necla-Kuglın-Nüfus.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-755" title="Necla Kuglın Nüfus" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/Necla-Kuglın-Nüfus-208x300.jpg" alt="" width="208" height="300" /></a>Bir yerden bir yere göç bu ülkenin, Anadolu&#8217;nun  hem genel tarihidir hem de tek tek bireylerin yaşam öykülerini içerir.<br />
Bugüne  dek Kars’tan Batı’ya göç örnekleri verdik. Bugün daha farklı göç öyküsü  var.</p>
<p>Necla Hanım bir öykü kahramanı. Yaşamı, etkin bir hedef peşinde bu  noktaya gelmiş.</p>
<p>Sinop’da doğmuş, anne ailesi Bulgaristan  göçmeni, baba ailesi Horasan üzeri Bağdat, Şam’dan Diyarbakır’a göçmüş  bir aile.</p>
<p>Nüfus hareketlerine, göçlere bağlı bu kısa özyaşam bile her  olağan insanın üzerinde derin travmalar yaratacak denli sarsıcıdır.</p>
<p>Batı&#8217;ya  sürmüş göç; Almanya, Yunanistan, Belçika ve İsveç’te çalışmış. Bu  karışımdan &#8216;Çocuk Müzesi&#8217; takipçisi Necla Ülkü Kuglin çıkmış.</p>
<p>Çocuk  yazarı, yaratıcı drama lideri, İngilizce Almanca öğretmeni, Necla Hanım  diyor ki; Göçmenlik şöyle bir sonuç getiriyor, ben 46. evimde oturuyorum  ve her şeyimiz kayboluyor, çocukluğumuz, arkadaşlarımız,  okullarımız&#8230;”</p>
<p>Nüfus hareketleri çok hızlı gelişen ve bir yerden  öteye silip süpürerek devinen bir girişim oluyor çokluk ülkemizde.</p>
<p>Böyle olunca, geride kalanlarıyla yitik ve geçmişi silik bir toplum  ortaya çıkıyor.</p>
<p>Çocukluk anıları hem yerel toplumsal tarih, hem o  bireyin kişilik tarihi hem de içinde bulunduğu aile tarihini içerir.</p>
<p>Bu  nedenle korunması gerekir. Necla Hanım da böyle bir düşünceyle yola  çıkıyor.<br />
<a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaJ93kKjCI/AAAAAAAADxg/ok_UfCBv6V0/s1600/DSCN4892.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500735690860301346" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaJ93kKjCI/AAAAAAAADxg/ok_UfCBv6V0/s200/DSCN4892.JPG" border="0" alt="" width="112" height="200" /></a><br />
Değerli İzleyici,<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaIngPG3wI/AAAAAAAADxQ/FXpCJIicuuM/s1600/DSCN4963.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500734207129214722" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaIngPG3wI/AAAAAAAADxQ/FXpCJIicuuM/s200/DSCN4963.JPG" border="0" alt="" width="126" height="200" /></a></p>
<p>Bu öykünün hedefinde ne var? Şu  var!</p>
<p>Ülkemizde aile vakıfları varsa da yerel tarih konusuna ilgi  duymazlar, pekçok önemli konu hasıraltı olur.</p>
<p>Necla Ülkü Kuglin, yiten ve  geri dönmeyen çocukluk kurgusu ile yola çıkıyor.</p>
<p>Bu yola çıkışın motifi  ise, durmadan oraya buraya göçen bir aile öyküsü ile oluşuyor. Şimdi  onunla olan söyleşiyi izliyoruz.<br />
Sevgi, içtenlik&#8230; Tekin SonMez, 31 Temmuz 2010, Stockholm</p>
<p>SORU;Sayın Necla Ülkü Kuglin, &#8216;Çocuk Müzesi&#8217; fikri var. Bu öncü gönüllü kadro ile elinizde birikenler neler oldu?<br />
YANIT;  Şu anda çok güzel bir çocuk oyuncakları koleksiyonumuz var. Çok iyi bir  ekibimiz yetişti. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi bu  işin öncülüğünü yapıyor. Çocuklar için yazan çizen birçok arkadaş bu  işin öncülüğünü yapıyor. Çocuklardan gönüllülerimiz oluştu. Bu iş ütopya  olmaktan çıkacak ve gerçek olacak.<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaJlzEpw2I/AAAAAAAADxY/PkIeJIUZ0L4/s1600/DSCN4883.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500735277337527138" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaJlzEpw2I/AAAAAAAADxY/PkIeJIUZ0L4/s200/DSCN4883.JPG" border="0" alt="" width="116" height="200" /></a></p>
<p>SORU; Oluşan birikim bağış mı, ne tür fotoğraflar var?</p>
<p>YANIT;  Karşıdaki siyah beyaz resimlerin çoğu bize bağıştır. Bizim tanıdığımız  hiç kimse yok. Annelerinin babalarının fotoğraflarıdır. Oyuncaklı  fotoğrafları topluyoruz. Kaybolan çocukluğumuzu ve o güzel günleri  yakalamak için. Ama bizim için değil gelecek kuşaklara kalsın. Kaybolan  bir çocuk kültürü var bu ülkede. Bunu bir ucundan yakalayalım.</p>
<p>SORU; Ne tür objeler bu müzede olacak?<br />
YANIT;  Tabii ki birinci malzeme olarak oyuncaklar var. Ama çocuğun kullandığı  her şey giys<a href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaKPyH3LTI/AAAAAAAADxo/WT4VFag_eno/s1600/SANY0103.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500735998637059378" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaKPyH3LTI/AAAAAAAADxo/WT4VFag_eno/s200/SANY0103.JPG" border="0" alt="" width="126" height="200" /></a>iden odasında kullanılanlara kadar her şey var. Mesela  elimizde Selçuklu biberonu var, araştırmacı bir arkadaşımızın bağışı.  Ama doğumdan itibaren okul çağı çocuklarının kırtasiye malzemeleri, ilk  alfabe var elimizde, 1922’de yeni harflerle basılmış alfabe. Eski çocuk  kitapları var. Göçmenlik sonucu kendi objelerime bir bağımlılık doğdu,  oyuncaklarımı çok büyük bir özenle sakladım. Her gittiğim eve onları  taşıdım. Kızıma, torunuma bu duyguyu verdim, koleksiyon böyle oluştu.</p>
<p>SORU; Masalları hangi kaynaklardan alıyorsunuz?</p>
<p>YANIT;  Türkiye&#8217;deki masalları, dünya masallarını kullanıyoruz. Ama biz  çocuklara masal yazmayı öğretiyoruz. Şöyle çalışmalarımız var; Hadi  bugün sokakta gezerken bulduğun iki objeyi getir, şimdi bunlarla bir  masal yazmayı deneyelim. Şimdi bu masalı oynayalım, ya da varolan bir  masalı nasıl değiştirebiliriz, hangi masal kahramanı olmak isterdin, bu  masala hangi kahramanı katmak isterdin, sence bu masal nerde yanlış  gidiyor.. gibi sorular yöneltiyoruz&#8230;</p>
<p>SORU<a href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaLP_CkZBI/AAAAAAAADx4/unO2doIpp3s/s1600/SANY0108.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500737101616145426" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaLP_CkZBI/AAAAAAAADx4/unO2doIpp3s/s200/SANY0108.JPG" border="0" alt="" width="162" height="200" /></a>; Grubunuz kaç kişi ve bunlar nasıl eğitiliyorlar?<br />
YANIT;  Şu anda derneğimizin üyesi yetmiş kişi civarında, katılımlar oluyor  ayrılanlar oluyor. Öğretmen adayları üyelerimiz, bir yere tayin olanlar  dernekten ayrılıyor.. ama yetmiş civarında, hemen tamamı yaratıcı drama  lideri, böyle bir eğitimden geçtiler. Çocuk ve genç gruplarımız var  onları ayrı yetiştiriyoruz. Bir müzeyi yaratıcı drama yöntemiyle gezmeyi  öğreniyorlar.</p>
<p>SORU; Necla Hanım Çocuk Müzesi&#8217;ne yolculuk nasıl oldu?<a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaMGu639OI/AAAAAAAADyA/qi23WvOtZK8/s1600/DSCN4887.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500738042181711074" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaMGu639OI/AAAAAAAADyA/qi23WvOtZK8/s200/DSCN4887.JPG" border="0" alt="" width="132" height="200" /></a><br />
YANIT;  Aslında 1998 yılında Bursa’da kurulacaktı bu müze, yerimiz de vardı,  fakat 1999 seçimlerinde maalesef o başkan belediye seçimini kaybetti.  Yeni gelen başkan da</p>
<p>projeyi iptal etti. Biz de bir dernek kurarak bu  işe devam dedik. Aklımıza gelen her kuruma başvurup yer istiyoruz.  Datça&#8217;da mutluyuz. Datça Belediyesi her türlü özveride bulunuyor.  Belediye Başkanı Sayın Şener Tokcan&#8217;a ve çalışma arkadaşlarına teşekkür  ediyoruz.<br />
SORU; Datça&#8217;yı nasıl bulduğunuz da bir öyküsü var mı?</p>
<p><a href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFZ88rRREWI/AAAAAAAADxI/or1gGK13M6c/s1600/DSCN4879.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500721376728781154" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFZ88rRREWI/AAAAAAAADxI/or1gGK13M6c/s400/DSCN4879.JPG" border="0" alt="" width="400" height="300" /></a><br />
YANIT;  Bursa’dan sonra Ankara’da ağılıklı olarak çalışma yaptık.</p>
<p>Datça ise  şöyle oldu; Oyuncak konusunda uzman bir arkadaşımız yaz tatilinde hep  buraya geliyordu, ailesi burada yerleşik olduğu için.</p>
<p>Bir oyuncak  sergisi başlatalım dedi.</p>
<p>Bu oyuncak sergisine çocuk yazarı olarak  kitaplarımı imzalamak üzere beni davet etti.</p>
<p>Sadece kitaplarımı  imzalamakla olmaz dedim, şenliğe dönüştürdük onu.</p>
<p>Belediye, çocukların  keyfini görünce  bu işten çok hoşlandı. Bir akım haline geldi ve gelenek  başladı.</p>
<p>Tekin SonMez<br />
Fotoğraf; Feryal Özkale Sönmez, Muğla/Datça, 30,5.2010</p>
<p>Bu söyleşinin ilk bölümü için Bakınız;<br />
http://kentinsanolay.blogspot.com/ vehttp://aktifetkin.blogspot.com/</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=754</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Maya Halkı’nın eski kültürleri Guatemala’da yaşar, Antigua’da karnavala dönüşür. Böyle düşsel bir törende yaşamak da var! Örneğin karşıdan gelenleri korumak için yol kıyılarına dizilmiş Romalı askerleri sembolize eden insanlara bakınca, bir an Roma İmparatorluk tacını ve tahtını İstanbul’a getiren ve  Başkent yapan I.Constantinus geliyor sanırsınız&#8230;</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=745</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=745#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 06:08:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat/Kitap/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=745</guid>
		<description><![CDATA[Romalı  cengaverlerden bir bölümü karşıda.
Diz kapaklarına dek uzayan, beyaz  zemin dikey çizgili eteklikleri, sağ ellerinde kalkanları&#8230;
Başlarında  miğferleri, gergin sol kolları, ayaklarında çarıklar, bir ucu yere  dayanmış imparatorluk mızraklarıyla heykel gibiler.
Gözleriyle ufka  mıhlanmış, uzaklara bakıyor gibi görünürken kırmızı uçlu mızrakları ile  her an kan dökmeye hazırlar.
Ne  oluyor burada? Nedir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/muhafız.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-750" title="muhafız" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/muhafız-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a>Romalı  cengaverlerden bir bölümü karşıda.</p>
<p>Diz kapaklarına dek uzayan, beyaz  zemin dikey çizgili eteklikleri, sağ ellerinde kalkanları&#8230;</p>
<p>Başlarında  miğferleri, gergin sol kolları, ayaklarında çarıklar, bir ucu yere  dayanmış imparatorluk mızraklarıyla heykel gibiler.</p>
<p>Gözleriyle ufka  mıhlanmış, uzaklara bakıyor gibi görünürken kırmızı uçlu mızrakları ile  her an kan dökmeye hazırlar.</p>
<p>Ne  oluyor burada? Nedir tüm bunlar?</p>
<p>Ters bir uçuşla, eskilerde kalan öteki  bir galaksiye mi konduk?</p>
<p>Donakalmış masal kahramanları mı yoksa  bir sirk panayırında soytarı rolü oynamak için sahneye çıkmış palyaçolar  mı?</p>
<p>Ne olduğunu tam anlayamadık!<a href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFAAM1kJiI/AAAAAAAADdQ/dA5OsADEAjI/s1600/DSCN7190+-+Copy.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494743392558786082" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFAAM1kJiI/AAAAAAAADdQ/dA5OsADEAjI/s320/DSCN7190+-+Copy.JPG" border="0" alt="" width="142" height="221" /></a></p>
<p>Kamerama birkaç kez hızla basıyorum.</p>
<p>Pozisyonumu değiştirmek için yerimden kıpırdadım. İleride sepetindeki  birkaç şeyi başının üstünde taşıyan bir kadın gördüm.</p>
<p>Epeyce ileride.  Çocuğunu bir bohça ile sırtına vurmuş. Sağ eli ile sepeti tutuyor.</p>
<p>Çizgili giyitlerini bir yerden anımsadım. Deklanşore bir daha bastım ve  görüntüyü büyüttüm ve aldım.</p>
<p>Biraz ötede buna benzer görüntüler ekrana  girdi. Kızılderili, yerli iki kadın..<a href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFE058gTrI/AAAAAAAADdo/SWc7lFVaFDs/s1600/Copy+of+DSCN7179.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494748696067198642" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFE058gTrI/AAAAAAAADdo/SWc7lFVaFDs/s200/Copy+of+DSCN7179.JPG" border="0" alt="" width="200" height="159" /></a></p>
<p>Evet!  Bu manzarayı bir yerden amımsıyorum.</p>
<p>Bu arada romantik bir uyku hali de  yaşıyorum.</p>
<p>Gerçeklerle mi bir aradayım? Yoksa düşlerle mi uçuyorum? Tam  karar veremedim!</p>
<p>Biraz daha kıpırdadım ve karşıma açılan ufku ilkin  gözlerimle taradım.</p>
<p>Romalı silahşörlerin karşılıklı çift sıra yüz yüze  durdukları ortama yoğunlaştım.</p>
<p>Yol boşluğunu ve onları derin bir  bekleyiş gerginliği içinde buldum.</p>
<p>Sezdim daha doğrusu. <a href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFHDxugsXI/AAAAAAAADdw/LiYylmMq394/s1600/Copy+of+DSCN7182.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494751150582313330" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFHDxugsXI/AAAAAAAADdw/LiYylmMq394/s400/Copy+of+DSCN7182.JPG" border="0" alt="" width="400" height="197" /></a>Roma  imparatoru Sezar’ı mı bekliyorlar diye düşündüm.</p>
<p>Roma İmparatorluk  tacını ve tahtını İstanbul’a getiren ve  Başkent yapan  I.Constantinus mu geliyor?</p>
<p>Evet belki de o, bugünkü Sultanahmet  Meydanı olan yer canlanıyor!</p>
<p>Büyük alana girecek olan ve bu cengaverler de I.Constantinus&#8217;u  bekliyorlar..</p>
<p>Evet!  Kameramı tam zum yaparak cengaverlerin tolgaları ve mızraklarıyla  bekledikleri yola döndüm.</p>
<p>Yolun ortasında çok wild/yaban renklerle  işlenmiş bir halı gördüm.</p>
<p>Bütün sır, bu bana görüntü olarak ulaşan  manzaranın gizemi bu halıdaki motiflerde olmalıydı?</p>
<p>Böyle düşündüm ve  daha derin zum yaptım.</p>
<p>Teleskop gibi bir kamera var elimde.<br />
<a href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFIFzyxSDI/AAAAAAAADd4/AVP9nVe9WKc/s1600/Copy+%282%29+of+DSCN7182.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494752285008414770" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFIFzyxSDI/AAAAAAAADd4/AVP9nVe9WKc/s320/Copy+%282%29+of+DSCN7182.JPG" border="0" alt="" width="184" height="88" /></a><br />
Değerli İzleyici,</p>
<p>Tam  bir büyütme yapınca halı üstündeki desenleri şaşkınlıkla gördüm.</p>
<p>Bu  Quetzal Coalt! Evet Quetzal Coalt motifleri idi.</p>
<p>Aman Tanrım? Korkunç  bir kurban törenine mi yuvarlandım düşümde?</p>
<p>Quetzal Coalt  kuş/yılan simgeleri..</p>
<p>Bunları düşünmeye zaman bulamamıştım ki, uzaktan  tütsüler ve ilahiler eşliğinde bir melodi ses vermeye başladı.<a href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFJnIt3HwI/AAAAAAAADeA/cxuW7eAX68w/s1600/Copy+of+DSCN7171.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494753957072281346" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFJnIt3HwI/AAAAAAAADeA/cxuW7eAX68w/s320/Copy+of+DSCN7171.JPG" border="0" alt="" width="217" height="320" /></a></p>
<p>Tam  keçileri kaçırmak üzereyim ki bu yolun en ucundan tütsülerle yola çokan  mor giyitli çocuklar göründü.</p>
<p>Zincirlere bağlı buhurdanlıklarda, garip  mor bir tütsü, havada grafikler çizerek yükseliyor ve yola boylu boyunca  yayılıyordu.</p>
<p>Bu yağlıkları en son nerede görmüştüm? P</p>
<p>agan  Constantinus ile İstanbul’a gelen öncü grupların ellerinde bunlar vardı.</p>
<p>Yol, arkaik Roma dönemlerinde görülen doğal taşlarla döşenmişti.</p>
<p>Bu  taşların üzerinden geçen öncüler halıya basmadan yanlara doğru  açıldılar.</p>
<p>Sevgi, içtenlik&#8230;<br />
Tekin SonMez</p>
<p>Fotoğraflar T.S. kendi arşivinden</p>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 570px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">I.Constantinus</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=745</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
