<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tekin SoNmez - Writer, Photographer, Journalist &#187; Edebiyat/Kitap/Sanat</title>
	<atom:link href="http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&#038;cat=9" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://tekinsonmez.com</link>
	<description>Just another WordPress weblog</description>
	<lastBuildDate>Mon, 06 Sep 2010 14:41:21 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Ertuğrul Özkök, nasıl yazıyor&#8230; Yazmak ne söz, okumak önemli. Anılar gider belgeler hiç kimseye kalır&#8230;  &#8216;Aşk bir gün gibidir, gelir geçer.&#8217; diyor.  &#8216;Eğer önünde gelecek kalmamışsa, sana gerideki hatıralar kalır.&#8217; diyor.  İçeri doğru eğik ok ucu, işte tam burada kendisine; kendi öznesinin kalbine girişiyor.  O, ucu eğik ok orada! Onu tutuyorum! O ok kalbime girmeyecek, diyorum&#8230;</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=795</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=795#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Aug 2010 00:23:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat/Kitap/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=795</guid>
		<description><![CDATA[Nasıl yazıyor, ne yazıyor; başlığı altında bu blog nicedir beni düşündürüyordu.Hemen  hergün gözlerimin önünden tren vagonları gibi geçen sözler,
yazılar,  haberler; salkım saçak uçuşan metaforlar, eğretilemeler, imgelemler  yitip gidiyordu güz yaprakları gibi.
En çok da söylenen sözün koştuğu kulvar beni ilgilendiriyordu.
Kulvar yerine, kullanılan yazınsal ‘teknik’ demek isterim. Aylar sürdü bu pasif ilgi nedense.
Sahaya inmem [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/tekin-india.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-796" title="tekin india" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/tekin-india-300x238.jpg" alt="" width="300" height="238" /></a>Nasıl yazıyor, ne yazıyor; başlığı altında bu blog nicedir beni düşündürüyordu.Hemen  hergün gözlerimin önünden tren vagonları gibi geçen sözler,</p>
<p>yazılar,  haberler; salkım saçak uçuşan metaforlar, eğretilemeler, imgelemler  yitip gidiyordu güz yaprakları gibi.</p>
<p>En çok da söylenen sözün koştuğu kulvar beni ilgilendiriyordu.</p>
<p>Kulvar yerine, kullanılan yazınsal ‘teknik’ demek isterim. Aylar sürdü bu pasif ilgi nedense.</p>
<p>Sahaya inmem ve topa vurmam için sözcükler beni kışkırtıp duruyordu. ‘Ha..di..Ha..di,’ falan&#8230;</p>
<p>İlkeler koymuştum! İlk denek taşı olacak yazımda, kimi sözler kullanılmayacaktı bana göre.</p>
<p>Sıkışınca  topu dışa atmayacak, dar alan markajından sıyrılıp sahayı enine  giderken kenar uçlardan arkaya değil ileri sürecektim topu.</p>
<p>‘Ayrılık yaman kelime, ölümden beter,’ diye bellek dağarımda kalan ezgiler vardı.</p>
<p>Yıllardır kaçındığım sözcüklerdi bunlar.</p>
<p>‘Ölüm, ayrılık’ kullanılmayacak, dedim. ‘Tedavülden’ işlemden kaldırdım bunları.</p>
<p>Dolunay&#8217;da olsa bile dolanık olabilirdi betimlemeler. Bu olsundu! Buna karşı değildim.</p>
<p>Şöyle ki, bir de &#8216;alıntı&#8217; olabilirdi örnek seçeceğim yazılarda.</p>
<p>Yazar bu sözleri doğrudan kullanmıyor fakat birinden alıntı yapıyor! Buna da olur, dedim.</p>
<p>Kendim için ‘ölüm ve ayrılık’ alıntıda bile yok!<br />
<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFSpo0yLZKI/AAAAAAAADuI/piMPjubiapM/s1600/DSCN7655.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500207563755185314" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFSpo0yLZKI/AAAAAAAADuI/piMPjubiapM/s320/DSCN7655.JPG" border="0" alt="" width="222" height="320" /></a><br />
Ben kalemi elime alırsam bu böyle olacak dedim.</p>
<p>&#8216;Gözyaşı yok,&#8217; dedim &#8216;yazıda.&#8217; Söz verdim bir açıklama yaptım kendime.</p>
<p>Şöyle ki, oğlum, dedim, sen ağlayarak yazabilirsin. Fakat bir damla gözyaşı bile yazıya düşmeyecek!</p>
<p>İki,  üç gün önce &#8216;Kardeşim Bedrettin Cömert&#8217;e yetmişinci doğum gününde  mektup&#8217; başlığı altında, öznesi, birinci kişisi ve gidecek adresi  olmayan bir mektup yazdım.</p>
<p>(29 Temmuz 2010, Stockholm). Bakınız; http://yansimatekinsonmez.blogspot.com/ ve http://tekinsonmez.com</p>
<p>Kaçındığım o söz yanından bile geçemedi bu yazının.</p>
<p>‘Ölüm’ sözü orada beni geçemedi daha doğrusu!</p>
<p>Ayrılık da beni geçemeyecek, diye ben böyle düşünürken, Ertuğrul Özkök’ün; ‘Ben aylak bir adamım,’ başlıklı yazısı çıkageldi.<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFWXy-luPpI/AAAAAAAADwI/toi9mju9Klo/s1600/Copy+of+india.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500469421953400466" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFWXy-luPpI/AAAAAAAADwI/toi9mju9Klo/s320/Copy+of+india.jpg" border="0" alt="" width="312" height="235" /></a></p>
<p>İşte bu, dedim, alır götürür!</p>
<p>‘Ne yazıyor,’ nasıl olsa sonunda gelecekti!</p>
<p>‘Nasıl yazıyor,’ diye okumaya koyuldum.</p>
<p>‘Nehrin kenarında oturan miskin bir tarassut köpeği. Önümden gelip geçene bakıyorum.’ (31 Temmuz 2010, Hürriyet)</p>
<p>İşte bu, dedim, ikinci kez, alır götürür adamı!</p>
<p>Gördüğünüz  gibi ‘Ben aylak bir adamım,’ başlığının hemen altında; ‘Nehrin  kenarında oturan miskin bir tarassut köpeği,’ imgelemi var.</p>
<p>&#8216;Nehir&#8217;  imgeleminin, daha sonra kuracağı;&#8217;..önümden geçen bunca ceset varken,&#8217;  alegorisi için zorunluluk getirdiğini yazı ilerleyince görüyorum.</p>
<p>Üstte  değindiğim tümce beni alıp gidiyor; Ganj Irmağı ile akan erkek  cesetlerini 20 yıl önce Benaras&#8217;da romanımı yazdığım balkondan  izliyorum.(*)<a href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFXXbnZiwGI/AAAAAAAADw4/k3MSpZx5WKc/s1600/TS+Ind%C4%B1a.png" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500539389335486562" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFXXbnZiwGI/AAAAAAAADw4/k3MSpZx5WKc/s320/TS+Ind%C4%B1a.png" border="0" alt="" width="291" height="225" /></a></p>
<p>Kısa sürüyor bu kopuş! Geriye, yazıya dönüyorum.</p>
<p>Bakışımlı  bir düzlemde ‘aylak adam’ ve miskin köpek’ iki ayrı özne. İki ayrı şey.  Hareket, devinim imgesi; özne ırmak. Öteki,duran bir özne.</p>
<p>Melih Cevdet Anday’ın; ‘duran zaman ile akan zaman’ bakışımı burada, ‘Aylak adam’ ve ‘miskin köpek’ konumunda.</p>
<p>Nasıl yazıyor, ilk yazı buradan yola çıktı dün.</p>
<p>‘Köpek’  bir hayal! Birinci kişi öznesi değil. Olmadığını ikinci satırda  görüyoruz; ‘Önümden gelip geçene bakıyorum.’ Özne birinci kişi burada.</p>
<p>Biraz ‘kompleks’ bir anlatı tekniği ile girişilmiş bir yazı.</p>
<p>&#8216;Kompleks’ yerine Türkçede ‘karmaşık’ karşılığı da var.</p>
<p>Ben bunun yerine geçişkenliği de içeren ‘sarmaşık’ sözünü kullanmayı yeğlerim.</p>
<p>Evet,  sarmaşık gibi bir tür bakışımcı karşıtlıklarını da betimleme düzeneğine  yazan kalem, dengeli hamlelerle ilerliyor Özkök’ün yazsısında.</p>
<p>Özkök’ün yazısı ‘karmaşık’ değil, &#8216;kompleks&#8217; biraz sarmaşık bir yazı.</p>
<p>Evet, sarmaşık gibi bir tür karşıtlıklarını da betimleme düzeneği sağlayan kalem,  dengeli hamlelerle ilerliyor.</p>
<p>Futbol  termini kullanacak olursam, daha doğrusu bu anlatı tekniği, böyle  sarmaşık gibi kendisine pas vere vere taca atmadan sınır çizgide top  sürüyor ve kendisinin yarattığı dar alan markajını da yine kendi  hamleleriyle sökerek ilerliyor.</p>
<p>‘Aylak adam’ ile ‘miskin tarassut köpeği’ arasında, fizikteki bileşik kap gibi bir bağıntı var mı, diye düşünüyorum bir an.</p>
<p>Her  ikisi de örtük tümceler! Bakışımlı olmakla birlikte her ikisi de  kendisine girişik betimlemeler, her ikisinde de ok uçları içe doğru eğik  görünüyor.</p>
<p>Kişisine göre bu kapalı zarfların açılabilir olmaları, özneler yer değiştirirse ne olacak diye kuşku veriyor bana.</p>
<p>Bir  yazıda, &#8216;ne yazıyor&#8217; sorusu  için, &#8216;nasıl yazıyor&#8217; anahtarı ile yola  çıkmak her zaman sonuç verir mi? Bu düşüncemi de irdeliyorum.</p>
<p>‘Aylak adam’ imgelemi, yazıda bir kez daha yineleniyor.</p>
<p>‘Ben aylak adamım, “Sana ne, takma kafana&#8230;” /../ ‘ demeye kalksam,’ diyor.</p>
<p>Ardılı tümce ile ‘aylak adam’ın birinci kişi öznesi olmadığı ortaya çıkıyor.</p>
<p>‘Miskin tarassut köpeği’ yerine başka bir imgelem, metafor var mı diye ilerliyorum, aşağıya doğru.</p>
<p>Fakat  hemen bakışımcı alt tümcede; ‘..içimdeki o masum hayvanınki kaldırmaz,’  ifadesi ikircikli ironik bir çağrışım yapıyor yine.</p>
<p>Alegorik bir yineleme daha; ‘..bilirim içimdeki masum hayvan çekmez,’ diyor bu kez.</p>
<p>İlk  tümceyle girişken; ‘Nehrin kenarında oturan miskin bir tarassut  köpeği,’yerine bu kez özne değişerek şöyle bir betimleme geliyor.</p>
<p>‘Hülasa, nehir kenarında da bize huzur yok arkadaş.’</p>
<p>İçeri doğru bakışımcı eğik ok ucu, kendisine; kendi öznesine giriştiğini ele veriyor.</p>
<p>Bu tümce yazıyı nereye çekip götürecek diye merak ederken,‘nehrin kenarı&#8217; eğretilemesi yerine bu kez bir dinleti çıkageliyor.</p>
<p>Alıntılar var ve bunlar; &#8216;ölüm&#8217; ve &#8216;ayrılık&#8217; kıvamındadır.</p>
<p>‘Dün sabah saatlerce Charles Aznavour dinledim.’<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFSvmy2f7aI/AAAAAAAADuY/Hep_9F8dICc/s1600/DSCN7650.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500214125946465698" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFSvmy2f7aI/AAAAAAAADuY/Hep_9F8dICc/s320/DSCN7650.JPG" border="0" alt="" width="219" height="320" /></a></p>
<p>Bu satırların yazarı olarak diyorum ki, yazının sonu gözyaşlarıyla gelir mi&#8230;</p>
<p>“Aşk bir gün gibidir, gelir geçer.” diyor.</p>
<p>“Eğer önünde gelecek kalmamışsa, sana gerideki hatıralar kalır.” diyor.</p>
<p>İçeri doğru eğik ok ucu, işte tam burada kendisine; kendi öznesinin kalbine girişiyor.</p>
<p>Kansız bir ölüm bir &#8216;intihar&#8217; gözlerimin önünde ve ayrılık sözü bile söylenmeden üstelik&#8230;</p>
<p>O, ucu eğik ok orada! Onu tutuyorum! O ok kalbime girmeyecek, diyorum.</p>
<p>Ertuğrul  Özkök de bunu alegori yaparak betimliyor ve belli ki yazdığı sırada  havada uçuşan birkaç damla göz yaşından birisi bile düşmüyor yazısına.</p>
<p>Bunun yerine Özkök; &#8217;sana gerideki hatıralar kalır,” ile Aznavour çağrışımını yineliyor.</p>
<p>Burada da kendisine sarmaşık girişken alegorik, daha doğrusu kapalı zarif bir zarf daha var. Onu da siz açın!</p>
<p>Değerli İzleyici,</p>
<p>&#8216;Nasıl yazıyor&#8217; kulvarı ile yola çıktım, &#8216;ne yazıyor&#8217; kulvarına getirdi kalemim beni.</p>
<p>Bir farkla, ben &#8216;hatıralar&#8217; yerine &#8216;belgeler kalır&#8217; diyorum.<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFWYpQ_oE_I/AAAAAAAADwQ/rAKcAq2yauo/s1600/Copy+of+Hindistan.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500470354606822386" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFWYpQ_oE_I/AAAAAAAADwQ/rAKcAq2yauo/s320/Copy+of+Hindistan.jpg" border="0" alt="" width="313" height="235" /></a></p>
<p>Alegorik, ironik ve lirik imgelemlerle şöyle yazmak isterim bu tümceyi.</p>
<p>Önümde gelecek kalmamışsa, ben giderim, anılar da gider, belgeler hiç kimseye kalır&#8230;</p>
<p>Sevgi, içtenlik&#8230;</p>
<p>Tekin SonMez, 31 Temmuz 2010, Stockholm</p>
<p>(*) BenAras, roman, Tekin SonMez, NİS Media ilk bası 2005, İstanbul.</p>
<p>Bakınız; http://yazmakne.blogspot.com/</p>
</div>
<p>Gönderen Tekin SonMez   zaman: <a title="permanent link" rel="bookmark" href="http://yazmakne.blogspot.com/2010/07/nasl-yazyor-ne-yazyor-baslg-altnda-bu.html"><abbr title="2010-07-31T15:10:00-07:00">15:10</abbr></a> <a href="http://yazmakne.blogspot.com/2010/07/nasl-yazyor-ne-yazyor-baslg-altnda-bu.html#comments">0 yorum</a> <a title="Kaydı Düzenle" href="http://www.blogger.com/post-edit.g?blogID=6848804574971501414&amp;postID=8420555166097638799"> <img src="http://img2.blogblog.com/img/icon18_edit_allbkg.gif" alt="" width="18" height="18" /> </a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=795</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sahaf konusu, kitap &#8211; insan konusudur. Sahaflık sanatının ağızdan ağıza kulaktan kulağa geçen sözlü bilgilerini, kendi tanımıyla çıraklık döneminde biriktiren Sayın Emin Nedret İşli, yaklaşık 30 yıla yakındır sahaflık yapıyorum, diyor.</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=774</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=774#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 23:38:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat/Kitap/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=774</guid>
		<description><![CDATA[Kağıt  üzerinde çizgi, yuvarlak ya köşeli simge, adına harf denilen  işaretlerle yaşıyoruz. Bizlere şaşırtıcı gelmeyen bu durum, eskiden  yazmaya uzak milyon insan için şaşırtıcı olmalı. Yazı, giz; yazma  tılsımı buradan başlar.
Söz yazıya evrildi, oluşan teknik bilgi  ve yazılım öğrenimi; dönemine göre seçkin bir kast sistemine dönüştü.  Eski yakınlarda &#8216;mürettip&#8217; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/sahaf-nedret.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-777" title="sahaf nedret" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/sahaf-nedret-183x300.jpg" alt="" width="183" height="300" /></a>Kağıt  üzerinde çizgi, yuvarlak ya köşeli simge, adına harf denilen  işaretlerle yaşıyoruz. Bizlere şaşırtıcı gelmeyen bu durum, eskiden  yazmaya uzak milyon insan için şaşırtıcı olmalı. Yazı, giz; yazma  tılsımı buradan başlar.</p>
<p>Söz yazıya evrildi, oluşan teknik bilgi  ve yazılım öğrenimi; dönemine göre seçkin bir kast sistemine dönüştü.  Eski yakınlarda &#8216;mürettip&#8217; denirdi bu meslek mensuplarına. Çırak, kalfa,  usta gibi sınıflar ortaya çıktı. Yazma tekniğini bilen ve düşünsel  imgelemlerini yazarak betimleyen insan tanımı ayrıştı. Daha sonra  başladı her yazmayı bilen, her okumayı bilen arasındaki ayrım.</p>
<p>Yazmayı  teknik olarak bilen ve kitap dizgisi yapanla kitabı okuyanlar arasında  da ayrıklık başladı. Daha sonra, her kitap herkes için değildir, aşaması  geldi. Okuma bilen her birey, okuduğu her şeyde başka anlam aradı ya da  farklı anlamlar çıkarsadı okuduklarından. Okuyan, yazan, yayın, kitap  konusunda uzmanlaşmalar ayrıştı. Okulu olmayan yazar gibi, okulu olmayan  sahaf imgelemi ortaya çıktı.</p>
<p>Sahaflık sanatının ağızdan ağıza  kulaktan kulağa geçen sözlü bilgilerini, kendi tanımıyla çıraklık  döneminde biriktiren Sayın Emin Nedret İşli, yaklaşık 30 yıla yakındır  sahaflık yapıyorum, diyor. Şimdi bu söyleşiyi izliyoruz.Sevgi, içtenlik&#8230;<br />
Tekin SonMez, Stockholm 4 Ağustos 2010<a href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlo9LykG7I/AAAAAAAAD04/Y3U0hidvn_0/s1600/Copy+of+DSCN6808.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501543820155952050" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlo9LykG7I/AAAAAAAAD04/Y3U0hidvn_0/s400/Copy+of+DSCN6808.JPG" border="0" alt="" width="400" height="196" /></a></p>
<p>SORU; Nedret Bey ilk gittiğiniz sahaf aklınızda mı?<br />
YANIT;  Sahaflar Çarşısı&#8217;nın dükkanları yetmediğinden dolayı bir de onun tam  karşısında, Beyazıt camiinin karşısında Beyaz Çarşı diye, eski  başbakanlardan Mesut Yılmaz’ların sahibi olduğu bir hanın alt katında,  daha çok dini yayınlar satan bir çarşı oluşmuştu. Şimdi orası otel oldu.  O Beyaz Çarşı’da daha çok bu sahafiye kitaplar satan ve akademik  dünyaya daha çok hitap eden Enderun Kitabevi diye bir katabevi vardı.  Ben orda 1978 yılında İsmail Özdoğan diye bir sahaf beyin yanında bir  altı ay kadar sahaf çıraklığı yaptım. Ama orası çok enteresan güzel bir  yerdi, yani hakikaten bilim adamlarının çok sık geldiği bir yerdi.</p>
<p>SORU; Kimleri tanıdınız?<a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlwnPu-tJI/AAAAAAAAD1I/YOTcG4wjDTk/s1600/DSCN6827.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501552239350559890" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlwnPu-tJI/AAAAAAAAD1I/YOTcG4wjDTk/s320/DSCN6827.JPG" border="0" alt="" width="240" height="320" /></a><br />
YANIT;  Orda Prof Fahir İz’i tanıdım, Agah Sırrı Levent’i, Fevziye Abdullah  Tansel’i tanıdım, bunlar hepsi, Fuat Köprülü’nün yetiştirdiği  insanlardır. Bizim bu kitap tarih edebiyat dünyamızın çok önemli  simalarını orada gördüm ve onlarla tanıştım.</p>
<p>SORU; Önemli yıllar, bugünkü durumla benzerlik var mı?<br />
YANIT;  Evet evet, o yıllar benim için çok önemli. Şimdi şöyle, birincisi ben  oraya tabii daha önce bir müşteri müdavim sıfatıyla gidiyordum, sonra  liseden mezun olur olmaz çıraklığa talip oldum ve altı ay kadar  çalıştım. O dönemde ve ondan önceki müdavimliğim, müşteriliğim zamanında  da oraya gelen insanlar uzun bir müddet oturup sohbet edip kitap alan  insanlardı. Şimdi Enderun Kitabevi’ne gelen insanlar orda sadece kitap  almakla kalmıyorlardı, kendi aralarında bir sohbet ortamı oluşturup  çeşitli şeyler üzerine, yani kitapların incelikleri nadirliği, neden  nadir oldukları, kimin, hangisinin hangi cildinin daha az bulunduğu,  hangisinin.. efendime söyleyim ne nedenle kaybolduğu gibi bir sürü,  kitap dünyasıyla ve yayın işleriyle ilgili bir sürü bildiklerini  karşılıklı birbirleriyle paylaşıyorlardı. Şimdi maalesef günümüzde, şu  günümüze hemen bir saptama yapalım, günümüzde böyle bir ortam artık söz  konusu değil. Yani ne müdavim çok fazla geliyor, ne de böyle bir sohbet  ortamı oluşuyor kitapçılarda.</p>
<p>SORU; O sohbetler yok, değişen insan mı, koşullar mı?<a href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlzZRICm3I/AAAAAAAAD1Q/zdrrrXo3JGc/s1600/DSCN6800.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501555297740823410" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlzZRICm3I/AAAAAAAAD1Q/zdrrrXo3JGc/s200/DSCN6800.JPG" border="0" alt="" width="150" height="200" /></a></p>
<p>YANIT;  İnsanlar internetten alışveriş yapıyorlar falan filan.. işte o çevrede  tabii uzun yıllar bulunduğum için bir sürü, hani eskilerin, Osmanlı  tabiriyle hurda bilgi dedikleri, hurda malumat dedikleri bir tip malumat  var, yani böyle hiç kimsenin yazmadığı çizmediği bilemediği ve  kayıtlarda olmayan ama kulaktan kulağa devredilen.. ama çok ince, böyle  zarif noktalara değinen birtakım bilgileri.. öğrendim ve ordan epey  bilgim oldu.</p>
<p>T; İlk kitap nasıl ulaştı, raslantı mı, aile kitaplığı mı?</p>
<p>E.N;Hayır  benim ailemde kitapla ilgili çok fazla insan yok. Ciddi bir kütüphane  de yoktu evimizde. Yani normal eski İstanbullu bir aileydik ama öyle  kitaba düşkün, kitap toplayan, kitap okuyan aileden kimse yoktu. İki  kitap vardı çocukluğumda elime geçen, hatırladığım bir Rıza Tevfik’in  Serabı Ömrüm adlı şiir kitabıdır, o da imzalı idi; ama sonradan öğredik  ki bu Rıza Tevfik’in kitabının imzalı oluşu çok büyük bir özellik  değilmiş, çünkü Rıza Tevfik’İn kitabı, Serabı Ömrüm basıldığı zaman 3000  nüshayı da Rıza Tevfik oturup imzalamış. Yani şöyle bir durum, hatta  sahaflık açısından, Rıza Tevfik’in Serabı Ömrüm isimli kitabının imzasız  nüshaları daha önemli. Çünkü gözden kaçmış ya imzalanmamış olanlar.. o  nedenle böyle de bir incelik var bu işte. Biri o idi, evimizde vardı.<a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlz3A1OC7I/AAAAAAAAD1Y/j8G-OVO-Kp4/s1600/DSCN6779.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501555808762989490" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFlz3A1OC7I/AAAAAAAAD1Y/j8G-OVO-Kp4/s200/DSCN6779.JPG" border="0" alt="" width="150" height="200" /></a></p>
<p>T; Kaç yaşındaydınız o zaman?<br />
E.N; Beş altı belki yedi yaşlarında falan. Bir de babamın böyle sandık odası gibi bir odada tuttuğu..<br />
T; Eski evlerde duvar içinde&#8230;<br />
E.N;Duvarın  içindeki raflı bir büyük dolabın içerisinde sakladığı işte alet  kutularını bilmem nelerini koyduğu ve bize göstermediği ve işte aman bu  çok açık saçık resimler falan var dediği bir kitap vardı. O da bir  efsane gibiydi evde, onu da sonradan, babam benim küçük yaşta vefat  etti, sonradan işte kitabı açtık baktık ki, 1940’larda yayınlanmış  ‘Tenasül Hayatımız’ diye bir  kitap.<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFl0PgvDG1I/AAAAAAAAD1g/6ahi5gT8ydE/s1600/DSCN6757.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5501556229643901778" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFl0PgvDG1I/AAAAAAAAD1g/6ahi5gT8ydE/s200/DSCN6757.JPG" border="0" alt="" width="150" height="200" /></a><br />
T; Kama Sutra’nın bir benzeri,<br />
E.N; Hayır o da değil, bu bir tıbbi şey yani evlilikte cinsel hayat işte nasıl çocuk doğar falan gibi..<br />
T; Tamam anımsıyorum o kitabı.<br />
E.N;  Türkiye yayınevinin bastığı tenasül hayatımız diye bir şey. Hani  aslında hiç cinsellikle falan ilgisi yok ama işte içinde birtakım insan  organlarını falan gösteriyor diye bizimkiler de aman bu çok tehlikeli  bir kitap.. pornografik bir kitapmış gibi.. biz de bilmiyoruz tabii,  aman görsek bir diye yanıp yakılıyorduk.<br />
T; Kardeşler de kitap sever mi Emin Bey?<br />
E.N;  İki kardeşiz, abim benden sekiz yaş büyüktür, tarih fakültesi  mezunudur, o da lise yıllarında, öğrencilik yıllarında, Cağaloğlu&#8217;nda  Babıali’de İnsel Kitabevi diye bir kitabevi vardı, bu meşhur Fahrettin  Altay paşanın damadı çevirmen Avni İnsel’in kurmuş olduğu bir kitabevi.  Avni İnsel de çok meşhur bir adam, meşhur Pitigrilli vardır ya,  Pitigrilli&#8217;yi falan Türkiye&#8217;ye kazandıran adam. Çok enteresan, birtakım  böyle biraz kısmen yarı açık kitapları, müstehcen kitapları, o tarihin  tabii, müstehcenliğine göre çeviren adam. Onun dükkanında, bir yedi  sekiz ay o da çıraklık, tezgahtarlık yaptı. Orda abim kitap toplamaya o  başladı, daha sonra ben de ondan etkilenerek ve efendime söyleyim, ondan  öğrenerek başladım kitap toplamaya&#8230;</p>
<p>Tekin SonMez, 23 Haziran 2010, Beyoğlu, İstanbul<br />
Fotoğraf; Feryal Özkale Sönmez</p>
<p>BAKINIZ http://kitaplarvetekinsonmez.blogspot.com/</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=774</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nüfus hareketleri, göç ve göçmenliğin sentezi bir öykü kahramanı olan Necla Ülkü Kuglin ile &#8216;Çocuk Müzesi&#8217; ve yaratıcı drama&#8230; Yaşamı, etkin bir hedef peşinde bu noktaya gelmiş. Sinop’da doğmuş, anne ailesi Bulgaristan göçmeni, baba ailesi Horasan üzeri Bağdat, Şam’dan Diyarbakır’a göçmüş bir aile.</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=754</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=754#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 11:39:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat/Kitap/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=754</guid>
		<description><![CDATA[Bir yerden bir yere göç bu ülkenin, Anadolu&#8217;nun  hem genel tarihidir hem de tek tek bireylerin yaşam öykülerini içerir.
Bugüne  dek Kars’tan Batı’ya göç örnekleri verdik. Bugün daha farklı göç öyküsü  var.
Necla Hanım bir öykü kahramanı. Yaşamı, etkin bir hedef peşinde bu  noktaya gelmiş.
Sinop’da doğmuş, anne ailesi Bulgaristan  göçmeni, baba ailesi Horasan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/Necla-Kuglın-Nüfus.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-755" title="Necla Kuglın Nüfus" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/Necla-Kuglın-Nüfus-208x300.jpg" alt="" width="208" height="300" /></a>Bir yerden bir yere göç bu ülkenin, Anadolu&#8217;nun  hem genel tarihidir hem de tek tek bireylerin yaşam öykülerini içerir.<br />
Bugüne  dek Kars’tan Batı’ya göç örnekleri verdik. Bugün daha farklı göç öyküsü  var.</p>
<p>Necla Hanım bir öykü kahramanı. Yaşamı, etkin bir hedef peşinde bu  noktaya gelmiş.</p>
<p>Sinop’da doğmuş, anne ailesi Bulgaristan  göçmeni, baba ailesi Horasan üzeri Bağdat, Şam’dan Diyarbakır’a göçmüş  bir aile.</p>
<p>Nüfus hareketlerine, göçlere bağlı bu kısa özyaşam bile her  olağan insanın üzerinde derin travmalar yaratacak denli sarsıcıdır.</p>
<p>Batı&#8217;ya  sürmüş göç; Almanya, Yunanistan, Belçika ve İsveç’te çalışmış. Bu  karışımdan &#8216;Çocuk Müzesi&#8217; takipçisi Necla Ülkü Kuglin çıkmış.</p>
<p>Çocuk  yazarı, yaratıcı drama lideri, İngilizce Almanca öğretmeni, Necla Hanım  diyor ki; Göçmenlik şöyle bir sonuç getiriyor, ben 46. evimde oturuyorum  ve her şeyimiz kayboluyor, çocukluğumuz, arkadaşlarımız,  okullarımız&#8230;”</p>
<p>Nüfus hareketleri çok hızlı gelişen ve bir yerden  öteye silip süpürerek devinen bir girişim oluyor çokluk ülkemizde.</p>
<p>Böyle olunca, geride kalanlarıyla yitik ve geçmişi silik bir toplum  ortaya çıkıyor.</p>
<p>Çocukluk anıları hem yerel toplumsal tarih, hem o  bireyin kişilik tarihi hem de içinde bulunduğu aile tarihini içerir.</p>
<p>Bu  nedenle korunması gerekir. Necla Hanım da böyle bir düşünceyle yola  çıkıyor.<br />
<a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaJ93kKjCI/AAAAAAAADxg/ok_UfCBv6V0/s1600/DSCN4892.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500735690860301346" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaJ93kKjCI/AAAAAAAADxg/ok_UfCBv6V0/s200/DSCN4892.JPG" border="0" alt="" width="112" height="200" /></a><br />
Değerli İzleyici,<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaIngPG3wI/AAAAAAAADxQ/FXpCJIicuuM/s1600/DSCN4963.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500734207129214722" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaIngPG3wI/AAAAAAAADxQ/FXpCJIicuuM/s200/DSCN4963.JPG" border="0" alt="" width="126" height="200" /></a></p>
<p>Bu öykünün hedefinde ne var? Şu  var!</p>
<p>Ülkemizde aile vakıfları varsa da yerel tarih konusuna ilgi  duymazlar, pekçok önemli konu hasıraltı olur.</p>
<p>Necla Ülkü Kuglin, yiten ve  geri dönmeyen çocukluk kurgusu ile yola çıkıyor.</p>
<p>Bu yola çıkışın motifi  ise, durmadan oraya buraya göçen bir aile öyküsü ile oluşuyor. Şimdi  onunla olan söyleşiyi izliyoruz.<br />
Sevgi, içtenlik&#8230; Tekin SonMez, 31 Temmuz 2010, Stockholm</p>
<p>SORU;Sayın Necla Ülkü Kuglin, &#8216;Çocuk Müzesi&#8217; fikri var. Bu öncü gönüllü kadro ile elinizde birikenler neler oldu?<br />
YANIT;  Şu anda çok güzel bir çocuk oyuncakları koleksiyonumuz var. Çok iyi bir  ekibimiz yetişti. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi bu  işin öncülüğünü yapıyor. Çocuklar için yazan çizen birçok arkadaş bu  işin öncülüğünü yapıyor. Çocuklardan gönüllülerimiz oluştu. Bu iş ütopya  olmaktan çıkacak ve gerçek olacak.<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaJlzEpw2I/AAAAAAAADxY/PkIeJIUZ0L4/s1600/DSCN4883.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500735277337527138" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaJlzEpw2I/AAAAAAAADxY/PkIeJIUZ0L4/s200/DSCN4883.JPG" border="0" alt="" width="116" height="200" /></a></p>
<p>SORU; Oluşan birikim bağış mı, ne tür fotoğraflar var?</p>
<p>YANIT;  Karşıdaki siyah beyaz resimlerin çoğu bize bağıştır. Bizim tanıdığımız  hiç kimse yok. Annelerinin babalarının fotoğraflarıdır. Oyuncaklı  fotoğrafları topluyoruz. Kaybolan çocukluğumuzu ve o güzel günleri  yakalamak için. Ama bizim için değil gelecek kuşaklara kalsın. Kaybolan  bir çocuk kültürü var bu ülkede. Bunu bir ucundan yakalayalım.</p>
<p>SORU; Ne tür objeler bu müzede olacak?<br />
YANIT;  Tabii ki birinci malzeme olarak oyuncaklar var. Ama çocuğun kullandığı  her şey giys<a href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaKPyH3LTI/AAAAAAAADxo/WT4VFag_eno/s1600/SANY0103.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500735998637059378" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaKPyH3LTI/AAAAAAAADxo/WT4VFag_eno/s200/SANY0103.JPG" border="0" alt="" width="126" height="200" /></a>iden odasında kullanılanlara kadar her şey var. Mesela  elimizde Selçuklu biberonu var, araştırmacı bir arkadaşımızın bağışı.  Ama doğumdan itibaren okul çağı çocuklarının kırtasiye malzemeleri, ilk  alfabe var elimizde, 1922’de yeni harflerle basılmış alfabe. Eski çocuk  kitapları var. Göçmenlik sonucu kendi objelerime bir bağımlılık doğdu,  oyuncaklarımı çok büyük bir özenle sakladım. Her gittiğim eve onları  taşıdım. Kızıma, torunuma bu duyguyu verdim, koleksiyon böyle oluştu.</p>
<p>SORU; Masalları hangi kaynaklardan alıyorsunuz?</p>
<p>YANIT;  Türkiye&#8217;deki masalları, dünya masallarını kullanıyoruz. Ama biz  çocuklara masal yazmayı öğretiyoruz. Şöyle çalışmalarımız var; Hadi  bugün sokakta gezerken bulduğun iki objeyi getir, şimdi bunlarla bir  masal yazmayı deneyelim. Şimdi bu masalı oynayalım, ya da varolan bir  masalı nasıl değiştirebiliriz, hangi masal kahramanı olmak isterdin, bu  masala hangi kahramanı katmak isterdin, sence bu masal nerde yanlış  gidiyor.. gibi sorular yöneltiyoruz&#8230;</p>
<p>SORU<a href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaLP_CkZBI/AAAAAAAADx4/unO2doIpp3s/s1600/SANY0108.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500737101616145426" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaLP_CkZBI/AAAAAAAADx4/unO2doIpp3s/s200/SANY0108.JPG" border="0" alt="" width="162" height="200" /></a>; Grubunuz kaç kişi ve bunlar nasıl eğitiliyorlar?<br />
YANIT;  Şu anda derneğimizin üyesi yetmiş kişi civarında, katılımlar oluyor  ayrılanlar oluyor. Öğretmen adayları üyelerimiz, bir yere tayin olanlar  dernekten ayrılıyor.. ama yetmiş civarında, hemen tamamı yaratıcı drama  lideri, böyle bir eğitimden geçtiler. Çocuk ve genç gruplarımız var  onları ayrı yetiştiriyoruz. Bir müzeyi yaratıcı drama yöntemiyle gezmeyi  öğreniyorlar.</p>
<p>SORU; Necla Hanım Çocuk Müzesi&#8217;ne yolculuk nasıl oldu?<a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaMGu639OI/AAAAAAAADyA/qi23WvOtZK8/s1600/DSCN4887.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500738042181711074" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFaMGu639OI/AAAAAAAADyA/qi23WvOtZK8/s200/DSCN4887.JPG" border="0" alt="" width="132" height="200" /></a><br />
YANIT;  Aslında 1998 yılında Bursa’da kurulacaktı bu müze, yerimiz de vardı,  fakat 1999 seçimlerinde maalesef o başkan belediye seçimini kaybetti.  Yeni gelen başkan da</p>
<p>projeyi iptal etti. Biz de bir dernek kurarak bu  işe devam dedik. Aklımıza gelen her kuruma başvurup yer istiyoruz.  Datça&#8217;da mutluyuz. Datça Belediyesi her türlü özveride bulunuyor.  Belediye Başkanı Sayın Şener Tokcan&#8217;a ve çalışma arkadaşlarına teşekkür  ediyoruz.<br />
SORU; Datça&#8217;yı nasıl bulduğunuz da bir öyküsü var mı?</p>
<p><a href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFZ88rRREWI/AAAAAAAADxI/or1gGK13M6c/s1600/DSCN4879.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5500721376728781154" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFZ88rRREWI/AAAAAAAADxI/or1gGK13M6c/s400/DSCN4879.JPG" border="0" alt="" width="400" height="300" /></a><br />
YANIT;  Bursa’dan sonra Ankara’da ağılıklı olarak çalışma yaptık.</p>
<p>Datça ise  şöyle oldu; Oyuncak konusunda uzman bir arkadaşımız yaz tatilinde hep  buraya geliyordu, ailesi burada yerleşik olduğu için.</p>
<p>Bir oyuncak  sergisi başlatalım dedi.</p>
<p>Bu oyuncak sergisine çocuk yazarı olarak  kitaplarımı imzalamak üzere beni davet etti.</p>
<p>Sadece kitaplarımı  imzalamakla olmaz dedim, şenliğe dönüştürdük onu.</p>
<p>Belediye, çocukların  keyfini görünce  bu işten çok hoşlandı. Bir akım haline geldi ve gelenek  başladı.</p>
<p>Tekin SonMez<br />
Fotoğraf; Feryal Özkale Sönmez, Muğla/Datça, 30,5.2010</p>
<p>Bu söyleşinin ilk bölümü için Bakınız;<br />
http://kentinsanolay.blogspot.com/ vehttp://aktifetkin.blogspot.com/</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=754</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Maya Halkı’nın eski kültürleri Guatemala’da yaşar, Antigua’da karnavala dönüşür. Böyle düşsel bir törende yaşamak da var! Örneğin karşıdan gelenleri korumak için yol kıyılarına dizilmiş Romalı askerleri sembolize eden insanlara bakınca, bir an Roma İmparatorluk tacını ve tahtını İstanbul’a getiren ve  Başkent yapan I.Constantinus geliyor sanırsınız&#8230;</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=745</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=745#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Aug 2010 06:08:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat/Kitap/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=745</guid>
		<description><![CDATA[Romalı  cengaverlerden bir bölümü karşıda.
Diz kapaklarına dek uzayan, beyaz  zemin dikey çizgili eteklikleri, sağ ellerinde kalkanları&#8230;
Başlarında  miğferleri, gergin sol kolları, ayaklarında çarıklar, bir ucu yere  dayanmış imparatorluk mızraklarıyla heykel gibiler.
Gözleriyle ufka  mıhlanmış, uzaklara bakıyor gibi görünürken kırmızı uçlu mızrakları ile  her an kan dökmeye hazırlar.
Ne  oluyor burada? Nedir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/muhafız.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-750" title="muhafız" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/08/muhafız-225x300.jpg" alt="" width="225" height="300" /></a>Romalı  cengaverlerden bir bölümü karşıda.</p>
<p>Diz kapaklarına dek uzayan, beyaz  zemin dikey çizgili eteklikleri, sağ ellerinde kalkanları&#8230;</p>
<p>Başlarında  miğferleri, gergin sol kolları, ayaklarında çarıklar, bir ucu yere  dayanmış imparatorluk mızraklarıyla heykel gibiler.</p>
<p>Gözleriyle ufka  mıhlanmış, uzaklara bakıyor gibi görünürken kırmızı uçlu mızrakları ile  her an kan dökmeye hazırlar.</p>
<p>Ne  oluyor burada? Nedir tüm bunlar?</p>
<p>Ters bir uçuşla, eskilerde kalan öteki  bir galaksiye mi konduk?</p>
<p>Donakalmış masal kahramanları mı yoksa  bir sirk panayırında soytarı rolü oynamak için sahneye çıkmış palyaçolar  mı?</p>
<p>Ne olduğunu tam anlayamadık!<a href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFAAM1kJiI/AAAAAAAADdQ/dA5OsADEAjI/s1600/DSCN7190+-+Copy.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494743392558786082" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFAAM1kJiI/AAAAAAAADdQ/dA5OsADEAjI/s320/DSCN7190+-+Copy.JPG" border="0" alt="" width="142" height="221" /></a></p>
<p>Kamerama birkaç kez hızla basıyorum.</p>
<p>Pozisyonumu değiştirmek için yerimden kıpırdadım. İleride sepetindeki  birkaç şeyi başının üstünde taşıyan bir kadın gördüm.</p>
<p>Epeyce ileride.  Çocuğunu bir bohça ile sırtına vurmuş. Sağ eli ile sepeti tutuyor.</p>
<p>Çizgili giyitlerini bir yerden anımsadım. Deklanşore bir daha bastım ve  görüntüyü büyüttüm ve aldım.</p>
<p>Biraz ötede buna benzer görüntüler ekrana  girdi. Kızılderili, yerli iki kadın..<a href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFE058gTrI/AAAAAAAADdo/SWc7lFVaFDs/s1600/Copy+of+DSCN7179.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494748696067198642" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFE058gTrI/AAAAAAAADdo/SWc7lFVaFDs/s200/Copy+of+DSCN7179.JPG" border="0" alt="" width="200" height="159" /></a></p>
<p>Evet!  Bu manzarayı bir yerden amımsıyorum.</p>
<p>Bu arada romantik bir uyku hali de  yaşıyorum.</p>
<p>Gerçeklerle mi bir aradayım? Yoksa düşlerle mi uçuyorum? Tam  karar veremedim!</p>
<p>Biraz daha kıpırdadım ve karşıma açılan ufku ilkin  gözlerimle taradım.</p>
<p>Romalı silahşörlerin karşılıklı çift sıra yüz yüze  durdukları ortama yoğunlaştım.</p>
<p>Yol boşluğunu ve onları derin bir  bekleyiş gerginliği içinde buldum.</p>
<p>Sezdim daha doğrusu. <a href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFHDxugsXI/AAAAAAAADdw/LiYylmMq394/s1600/Copy+of+DSCN7182.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494751150582313330" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFHDxugsXI/AAAAAAAADdw/LiYylmMq394/s400/Copy+of+DSCN7182.JPG" border="0" alt="" width="400" height="197" /></a>Roma  imparatoru Sezar’ı mı bekliyorlar diye düşündüm.</p>
<p>Roma İmparatorluk  tacını ve tahtını İstanbul’a getiren ve  Başkent yapan  I.Constantinus mu geliyor?</p>
<p>Evet belki de o, bugünkü Sultanahmet  Meydanı olan yer canlanıyor!</p>
<p>Büyük alana girecek olan ve bu cengaverler de I.Constantinus&#8217;u  bekliyorlar..</p>
<p>Evet!  Kameramı tam zum yaparak cengaverlerin tolgaları ve mızraklarıyla  bekledikleri yola döndüm.</p>
<p>Yolun ortasında çok wild/yaban renklerle  işlenmiş bir halı gördüm.</p>
<p>Bütün sır, bu bana görüntü olarak ulaşan  manzaranın gizemi bu halıdaki motiflerde olmalıydı?</p>
<p>Böyle düşündüm ve  daha derin zum yaptım.</p>
<p>Teleskop gibi bir kamera var elimde.<br />
<a href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFIFzyxSDI/AAAAAAAADd4/AVP9nVe9WKc/s1600/Copy+%282%29+of+DSCN7182.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494752285008414770" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFIFzyxSDI/AAAAAAAADd4/AVP9nVe9WKc/s320/Copy+%282%29+of+DSCN7182.JPG" border="0" alt="" width="184" height="88" /></a><br />
Değerli İzleyici,</p>
<p>Tam  bir büyütme yapınca halı üstündeki desenleri şaşkınlıkla gördüm.</p>
<p>Bu  Quetzal Coalt! Evet Quetzal Coalt motifleri idi.</p>
<p>Aman Tanrım? Korkunç  bir kurban törenine mi yuvarlandım düşümde?</p>
<p>Quetzal Coalt  kuş/yılan simgeleri..</p>
<p>Bunları düşünmeye zaman bulamamıştım ki, uzaktan  tütsüler ve ilahiler eşliğinde bir melodi ses vermeye başladı.<a href="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFJnIt3HwI/AAAAAAAADeA/cxuW7eAX68w/s1600/Copy+of+DSCN7171.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5494753957072281346" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://3.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TEFJnIt3HwI/AAAAAAAADeA/cxuW7eAX68w/s320/Copy+of+DSCN7171.JPG" border="0" alt="" width="217" height="320" /></a></p>
<p>Tam  keçileri kaçırmak üzereyim ki bu yolun en ucundan tütsülerle yola çokan  mor giyitli çocuklar göründü.</p>
<p>Zincirlere bağlı buhurdanlıklarda, garip  mor bir tütsü, havada grafikler çizerek yükseliyor ve yola boylu boyunca  yayılıyordu.</p>
<p>Bu yağlıkları en son nerede görmüştüm? P</p>
<p>agan  Constantinus ile İstanbul’a gelen öncü grupların ellerinde bunlar vardı.</p>
<p>Yol, arkaik Roma dönemlerinde görülen doğal taşlarla döşenmişti.</p>
<p>Bu  taşların üzerinden geçen öncüler halıya basmadan yanlara doğru  açıldılar.</p>
<p>Sevgi, içtenlik&#8230;<br />
Tekin SonMez</p>
<p>Fotoğraflar T.S. kendi arşivinden</p>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 570px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">I.Constantinus</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=745</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bedrettin Cömert&#8217;ten Mektup, ‘Sevgili Kardeşim Tekin, Ankara, 27 Şubat 1972, ‘İlk mektubumda, niçin yazı göndermekte geciktiğimin nedenlerini sonra yazarım demiştim. Bir ara oğlum hastalandı. Malûm Ankara’nın bu yılki soğuğu. Peşinden, beş gün 39-41 ateşle yattı ve kızamık çıkardı. Tam 25 gün evde kaldı. Bakacak kimsemiz yoktu. Ben 10 gün mazeret izni aldım.&#8217; ve Bedrettin Cömert&#8217;e yetmişinci doğum yılında  Tekin Sonmez&#8217;den mektup&#8230; 29 Temmuz 2010, Stockholm&#8230;</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=680</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=680#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 29 Jul 2010 18:45:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat/Kitap/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=680</guid>
		<description><![CDATA[Aylık Yansıma Dergisi’nin sahibi ve genel yayın yönetmeni olarak, ilk  sayısını 1 Ocak 1972’de yayınladım.
O günkü koşulları, o günkü Tekin  Sönmez’i bugün daha yansız bir açıdan görebiliyorum.
Sosyal  hümanist olarak coşkulu bir dünya ve insan sevinci ütopyası peşinde  bireysel bir çıkıştı Yansıma Dergisi  girişimim.
Bireysel bir tasarımdı benim için. Buna bir girişim, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/07/yans1.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-698" title="yans" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/07/yans1-300x214.jpg" alt="" width="300" height="214" /></a>Aylık Yansıma Dergisi’nin sahibi ve genel yayın yönetmeni olarak, ilk  sayısını 1 Ocak 1972’de yayınladım.</h3>
<h3>O günkü koşulları, o günkü Tekin  Sönmez’i bugün daha yansız bir açıdan görebiliyorum.</h3>
<h3>Sosyal  hümanist olarak coşkulu bir dünya ve insan sevinci ütopyası peşinde  bireysel bir çıkıştı Yansıma Dergisi  girişimim.</h3>
<h3>Bireysel bir tasarımdı benim için. Buna bir girişim, bir tasarım girişimi diyebiliyorum bugün.</h3>
<h3>Neden tasarım ve neden girişim, buna daha sonra başka bir deneme yazısı  ile yaklaşacağım.</h3>
<h3>Şöyle ki Yansıma Dergisi’ni edebiyat tarihinin  kendine özgü süzgecine bırakmıştım.</h3>
<h3>Şöyle ki edebiyat tarihinin kendine özgü ayıklama, yansızlık bağlamında  seçme yöntemlerine bırakmıştım Yansıma Dergisi&#8217;ni.Edebiyat tarihi denilen soyut anlatı  zincirinin  kimi yerde koptuğunu gördüm.</p>
<p>Edebiyat tarihi açısından çoğu yere insanların bilerek bilmeyerek yansızlık  ilkesine sırt döndüklerini gördüm.</h3>
<h3>Kişisel bir açıklama niyetiyle yola çıkmıyor bu blog.</h3>
<h3>Yukarıda değindiğim Yansıma Dergisi sözkonusudur.</h3>
<h3>Yansıma Dergisi&#8217;ne ‘toplumsalcı hümanist coşkulu bir dünya ve insan sevinci ütopyası’  peşinde yazılarıyla ve ürünleriyle katılanlar oldu.</h3>
<h3>O  sırada yazılan mektuplar oldu.</h3>
<h3>Tekin Sönmez’e yazılan mektuplar  yansimatekinsonmez.blogspot.com ile sunulacak.</h3>
<h3>Bedrettin Cömert’ten  gelen 1972 t</h3>
<h3>arihli mektupu şimdi birlikte izliyoruz.</h3>
<h3>Sevgi, içtenlik&#8230;</h3>
<h3><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/07/DSCN76581.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-703" title="DSCN7658" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/07/DSCN76581-300x247.jpg" alt="" width="300" height="247" /></a></h3>
<h3>&#8216;Ankara, 9 Şubat 1972</h3>
<h3>&#8216;Kardeşim Tekin,</h3>
<h3>&#8216;Şimdiye dek tek satırla  olsun sa</h3>
<h3>na cevap veremediğim için üzgünüm.</h3>
<h3>&#8216;Özür dilerim, ayrıca bana  karşı gösterdiğin içten ilgiye teşekkür ederim.</h3>
<h3>&#8216;Hasan Hüseyin,  mektuplarında sana durumu anlatmıştır. Şimdi acele yazıyorum.</h3>
<h3>&#8216;Yazıyı  postayayetiştirmek istiyorum ki, bu sayıya girebilsin.</h3>
<h3>&#8216;Başımdan geçen  dertleri sonra yazacağım bir mektupta genişçe anlatırım.</h3>
<h3>&#8216;Senden  ricam, yazının düzeltilmesinin çok dikkatle yapılması.</h3>
<h3>&#8216;Herhangi bir  yanlış, bütün anlamı yokedebilir.</h3>
<h3>&#8216;Yazıyı okuyunca, bunun sen de farkına  varacaksın.&#8217;</h3>
<h3>&#8216;Çabanda başarılar ve süreklilik dilerim.</h3>
<h3><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/07/DSCN7645.jpg"><img class="size-medium wp-image-696 alignright" title="DSCN7645" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/07/DSCN7645-300x175.jpg" alt="" width="300" height="175" /></a> &#8216;Ben,  yapabildiğim kadar, yardımı ve işbirliğini esirgemiyeceğim.</h3>
<h3>&#8216;Buna  güvenebilirsin.</h3>
<h3>&#8216;Bana da dergi yollarsan sevinirim.</h3>
<h3>&#8216;Arkadaşlara selâm.</h3>
<h3>&#8216;Gözlerinden öperim.</h3>
<h3>&#8216;Bedrettin Cömert</h3>
<h3>&#8216;Turan Emeksiz sok. 14/3Gaziosmanpaşa/Ankara&#8217;</h3>
<h3><a href="http://yansimatekinsonmez.blogspot.com/2010/01/comertten-mektup-27-subat-1972-ilk.html">Bedrettin Cömert&#8217;ten Mektup, 27 Şubat 1972,  ‘İlk mektubumda, niçin yazı göndermekte geciktiğimin nedenleri..</a><a href="http://yansimatekinsonmez.blogspot.com/2010/01/comertten-mektup-27-subat-1972-ilk.html"><br />
</a></h3>
<p>Bir kitap cildi yapacaksınız işte! Ciltleyin bakalım binlerce harfle, sözcükle dolup taşan kağıtları!</p>
<p>Basılmış yüzlerce sayfa eşit oranda kesilecek ve değişik renkli ipliklerle dikilerek ciltlencek, öne çıkacak!</p>
<p>Her şeyi bir yana bırakın! İşte basılmış kağıtlar yanınızda.</p>
<p>Sorarım  yine de; salt araç, gereç, avadanlık yeter mi?</p>
<p>En gerçek sahneler nasıl  yazılır böyle dalgalı bir deniz gibi hışırdayarak çırpınıp duran  kağıtlar arasında?</p>
<p>&#8216;Başımdan geçen dertleri sonra yazacağım bir  mektupta genişçe anlatırım,&#8217; tümcesi ile noktalanan mektup,</p>
<p>açılış ve  kapanış sözcüklerinde gördüğümüz gibi evet;içten gelen bir sesle,  diplerden yukarı doğru tırmanarak yazılmış. İşte!</p>
<p>‘Sevgili Kardeşim Tekin,</p>
<p>‘Ankara, 27 Şubat 1972</p>
<p>‘İlk  mektubumda, niçin yazı göndermekte geciktiğimin nedenlerini sonra  yazarım demiştim.</p>
<p>&#8216;Bir ara oğlum hastalandı. Malûm Ankara’nın bu yılki  soğuğu.</p>
<p>&#8216;Peşinden, beş gün 39-41 ateşle yattı ve kızamık çıkardı. Tam 25  gün evde kaldı. Bakacak kimsemiz yoktu.</p>
<p>&#8216;Ben 10 gün mazeret izni aldım.&#8217;</p>
<p>Değerli İzleyici,</p>
<p>Mektubun  kendisi<a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S1rN1lWr3cI/AAAAAAAACLo/sdCRdnti-70/s1600-h/Copy+of+CIMG0146+-+Copy+%282%29+-+Copy.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5429878621192576450" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S1rN1lWr3cI/AAAAAAAACLo/sdCRdnti-70/s200/Copy+of+CIMG0146+-+Copy+%282%29+-+Copy.JPG" border="0" alt="" width="199" height="200" /></a>ni kendisine açması, yazan kişinin de kendisine açılması olur.</p>
<p>Yazan kişinin kendisine açılması, öteki kişiye açılma ile yeni bir  süreci başlatır.</p>
<p>Açılma tek yanlı değildir.</p>
<p>Açılım,  sezgici algı odağına ses verme; yükleme, tınısıyla duyguları taşıma  oranında mektup da işlevselliği ile dorukta yerini alır.</p>
<p>Doruğa çıkar ve  yükselir.</p>
<p>Mektup bir büyüdür bu anlamda!</p>
<p>Mektup bir büyüdür, tanımı yetmez!</p>
<p>Mektup,  yazan o kişiyi, o mektup bir büyücü gibi çarpıp çırparak ele verebilir,  mektup alıcısını da eleverebilir çarparak.</p>
<p>Olumlu yönde Homerosvari  kanatlı sezgisel açılma ile uçma duyumu da verir her iki tarafa mektup  ki, büyü de buradadır. Her kişi bu büyü gizine varamaz.</p>
<p>Hangi  ideoloji altında olursa olsun mektup denetimden çıkar.</p>
<p>Mektup ideolojik  baskı altında çöker ve yazan kişiyi de, alıcıyı da çökertir. Mektup  altüst eder insanı.</p>
<p>Mektup, kendisi yapar bunu! Mektup, yazan  kişiye yandaş olabildiği gibi karşı/karşıt bir durum da yaratabilir.</p>
<p>Yazan kişi, denetlese bile, duyguların sözcüklere sızmasıyla ortaya  çıkar saklı olan ne varsa. Kısa bir mektup yazalım!</p>
<p>Hemen ilk  sözcüğün seçilişi, yazan kişinin içten olup olmadığını ele verecektir.<a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S0dkCu4mxbI/AAAAAAAAB5o/aH-SXMUa_Nw/s1600-h/SANY0033.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5424414274299020722" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S0dkCu4mxbI/AAAAAAAAB5o/aH-SXMUa_Nw/s200/SANY0033.jpg" border="0" alt="" width="200" height="138" /></a></p>
<p>Mektup, insanın kendisinden dışarı çıkması ile iki yanlı işlevsellik  yüklenir. Kim yapar bu seçimi?</p>
<p>Beklenen mektup! Alıcıyı öteye itmeyen o  ses!</p>
<p>Bedrettin Cömert ile o içten gelen ses, ilk tümce ile bu  mektupta; &#8216;Kardeşim&#8217;, sözcüğünde, var.</p>
<p>‘Gözlerinden öperim’ seslenişi de  içtenlik bağlamında seçkin.</p>
<p>Sezgici algı odağına sesle yükleme tınısıyla duyguları taşıma oranında mektup işlevselliği ile doruğa çıkmış, yükselmiş.</p>
<p>Sevgi, içtenlik&#8230;</p>
<p>Tekin SonMez<br />
Stockholm, 23 Ocak 2010</p>
<h3><a href="http://yansimatekinsonmez.blogspot.com/2010/07/anlar-da-mektup-tomarlar-gibidir-aradan.html">Kardeşim Bedrettin Cömert&#8217;e yetmişinci doğum yılında  mektup&#8230;<br />
</a></h3>
<p><a href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFG08DO4uDI/AAAAAAAADrw/W-OE0IOpF_E/s1600/Copy+of+DSCN7646.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5499375563748980786" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFG08DO4uDI/AAAAAAAADrw/W-OE0IOpF_E/s200/Copy+of+DSCN7646.JPG" border="0" alt="" width="132" height="200" /></a>Anılar  da mektup tomarları gibidir!</p>
<p>Aradan yıllar geçer ve kağıt tomarları bir  arada olmaktan sıkılır ve sararır. Nereden bakarsanız bakın, geriye  dönemezsiniz! Döndüremezsiniz!</p>
<p>Geriye dönmek! Anılar dağarında  kalanlarla yetinmek zorundasınız bir kez. Bu da güvenilir değildir.  Anılar kandırabilir de insanı.</p>
<p>Her anı kimileyin, düşman mevzilerinden  çıkan patlamamış mermilere benzer.</p>
<p>Ellerinizde oyalanırken, patlayanlar  olabilir de. Şimdi bir de bu patlama sahnesini düşünelim!</p>
<p>Mektup  tomarlarından çıkan solgun yapraklar, güvenilmez anılar arasına güz  yaprakları gibi düşer.</p>
<p>Tuhaf bir şaşkınlık da yaşarsınız enikonu. Neden! Neden?</p>
<p>O  an anıların getirdikleri, elinizdeki bir mektupla sarsılır. Mektup  elinizden düşer yere. Anılar sizi şaşırtmıştır. Yüzünüz de biraz  sararmıştır!</p>
<p>Tam tersi bir fırtına eser, bu kez mektup yaprağı ile  anılar arasında. Bakın işte bir yerde yanıldınız! Nerede yanıldınız?  Fakat! Hayır! Evet!</p>
<p>Çoğu sözcüklerin, solgun harflerin ve  okunmaz durumda olan tümcelerin yerine bir şeyler kondurmak de yetmez.</p>
<p>Şunu şöyle söylesem, şu sözcük yerine daha bir başkasını seçsem olmaz  mı,diye düşünmeniz de boşunadır.</p>
<p>Değerli İzleyici,</p>
<p>Burada  özel bir insan çıkıyor karşımıza.</p>
<p>Daha özü mektup ve insan karşımıza  çıkıyor.</p>
<p>Mektup insanı çıkıyor karşımıza. Mektuplarla soluk alıp veren  insanlar ötekilerinden farklı mıdır, sorusu bir an şimşek gibi oturur  göğsünüze.</p>
<p>Siz, evet! Siz mektup insanı mısınız? Mektuplarla  soluk alıp veren insanlar var mıdır?</p>
<p>Nasıl olur da onları daha yakından  tanıyabiliriz şimdi? Fakat ok yaydan çıkmıştır bir kez!</p>
<p>Keşif masasına şöyle bir ölçüt gelebilir. Tek sözcük; Hüzün!</p>
<p>Bu  biraz da sararmış tomarlar açılırken insanı sarıp sarmalayan ve içten  saran duygu olur.</p>
<p>Gözyaşları ırmağı olur kimi yerde. Kimi yerde göz  kapaklarına kuru parmaklar uzanmıştır. Dipten bir savrulma sahnes</p>
<p>ini  daha düşünelim şimdi!</p>
<p>Elleriniz neden bu kadar kuru, parmaklarınız neden  göz kapaklarınızı diken yumağı gibi çiteler? Sertlik nerede?</p>
<h3><a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFG7MvxUmzI/AAAAAAAADr4/J8NlpigLW1k/s1600/DSCN7645.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5499382447652248370" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/TFG7MvxUmzI/AAAAAAAADr4/J8NlpigLW1k/s400/DSCN7645.JPG" border="0" alt="" width="400" height="234" /></a><strong> </strong></h3>
<p>Şimdi bir teknoloji canavarı düşünelim!</p>
<p>El sürer sürmez özel düzenekle kendi içinde ikinci kez patlayan ve  binlerce mikro parçaya bölünen mermi gibi bir mektup düşünelim.</p>
<p>Mektuplarla soluk alıp veren  insanın yıllar sonra düştüğü hüzün, işte Bedrettin Cömert&#8217;in mektupları.</p>
<p>Sevgi, içtenlik&#8230;</p>
<p>Tekin SonMez, 29 Temmuz 2010, Stockholm</p>
<p>Ayrıca bakınız; http://yansimatekinsonmez.blogspot.com/  <img src="file:///C:/Users/feryal/AppData/Local/Temp/moz-screenshot-10.png" alt="" /></p>
<div id="_mcePaste" style="position: absolute; left: -10000px; top: 114px; width: 1px; height: 1px; overflow: hidden;">
<h3>edebiyat tarihinin</h3>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=680</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sarıkamış 1936 imgelemi; Sanat gözü olan tek merkezin bakış açısı ve on dört kişinin yansıdığı bu fotoğrafa biz nereden bakacağız. Burada izlediğimiz büyük fotoğraf mekanik bir kayıt değil. On dört ayrı imgeyi bir erek çevresinde toplayan bu düzen, fotoğrafçının sınırsız sayıda görünüm olanakları arasından seçmiş. Kişilerin yerleri ve giyitleri ile sınırsız sayıda seçim yapabilir. Her değişme farklı izlenim sunar imgeye. Sanatçıdaki bu benzemezlik, biricik olma bilinci, Avrupa’da Rönesans ile ortaya çıkar.  Sanat tarihi bilinci, bu fotoğrafla bize ulaşan imge gücünü yaratır. Bu büyük fotoğrafa yansıyan mimari bütünlük, bu fotoğrafçı ve bu fotoğraf neden önemli sorusuna yanıt veriyor.</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=637</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=637#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Jul 2010 22:57:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat/Kitap/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=637</guid>
		<description><![CDATA[Bu fotoğrafta ne var? Bu konuya neden dönüyorum? ‘Fotoğraftaki her bir  birey üzerinde tek tek çalışan bir sanat gözü var,’ dedim önceki  yazılarda. Karşısında kıpır kıpır on dört çift göz!
Bu sanat  gözü olan tek merkezin bakış açısı ve, on dört çift gözün baktığı, on  dört çift bakış açısı bu fotoğrafta söz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/07/kapak-foto-600-px.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-640" title="kapak foto 600 px" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/07/kapak-foto-600-px.jpg" alt="" width="498" height="468" /></a>Bu fotoğrafta ne var? Bu konuya neden dönüyorum? ‘Fotoğraftaki her bir  birey üzerinde tek tek çalışan bir sanat gözü var,’ dedim önceki  yazılarda. Karşısında kıpır kıpır on dört çift göz!</p>
<p>Bu sanat  gözü olan tek merkezin bakış açısı ve, on dört çift gözün baktığı, on  dört çift bakış açısı bu fotoğrafta söz konusudur. On dört çift göz,  kesik çizgelerle tek  bir noktaya doğru yaklaşıyor.  Bir imgelem! Dalgalı bir  deniz imleyelim. Bu, tek olan sanat gözü, dalgalı bir denizde ufka  bakıyor. Ufukta ne var?</p>
<p>On dört çift göze bağlı on dört kişi  dalgalar gibi kıpır kıpır kabarıp iniyor, iniyor kabarıyorlar. Sesler de  var. Fakat o tek gözle bakan, o sesleri işitmeyecek ve çalkantılı  denizdeki on dört kişiyi bir açıda donduracak. Şimdi tek göze, doğru  yansıyan on dört ayrı imge var kaşımızda.</p>
<p>Her imge, ayrı bir  çağrışım verir bakanlara. On dört ayrı imgenin karşısında bir sanat gözü  ise fotoğrafçıdır. Bu fotoğrafa dönüp bu açıdan bir kez daha bakalım.</p>
<p>Değerli İzleyici,</p>
<p>Bu  fotoğrafa nasıl bakacağız? Sözlükler var; İmge, eski sözde, hayal! Düş  diyenler de olur. İmge konuya yaklaşımı kolaylıyor. İm kökü ile, imza  gibi bir yere de götürüyor bizi.</p>
<p>İmge/imgelem ilk oraya çıktığı  yerden kopmuştur. Çıkış yeri anlık durumdur. Fotoğraf çekildikten sonra  kişiler/objeler yer değiştirir. O görüntü oradan koparak ortaya çıkar,  geride kalır gibi görünür hem ileriye doğru gider. Artık imgedir o.</p>
<p>Her imge, karşıdan bakan için ayrı bir görme biçemi verir.</p>
<p>Görme biçemi, kendine özgü bir görme olduğu için farklı bir efekt/etki imgelemi ile göreni uyarır. Her kişi farklı bakar.</p>
<p>Burada izlediğimiz büyük fotoğraf mekanik bir kayıt değil. On  dört ayrı imgeyi bir erek çevresinde toplayan bu düzen, fotoğrafçının  sınırsız sayıda görünüm olanakları arasından seçmiş. Kişilerin yerleri  ve giyitleri ile sınırsız sayıda seçim yapabilir. Her değişme farklı  izlenim verir imgeye.</p>
<p>Bu bir düzenektir. On dört ayrı imgeyi bir  erek çevresinde toplayan fotoğrafçı, o görünümü kendi açısından bakarak  seçmiş. Bu fotoğrafın mekanik kayıt olmayışının bir nedeni budur.  Fotoğrafçının bakış/görme perspektifi onu oradan alıp, kalıcı imge  bütünü olarak objektifle dondurmuş.</p>
<p>Geometri bilenler, dümen ve  karşıdaki çalkantılı deniz perspektifi ile ortaya çıkan açıların, gören  merkeze doğru bir üçgen olarak fotoğrafçıya yansıyışını hayali  çizgilerle izleyebilir. Fotoğrafçının görmesi ve karşıda görülenler bir  perspektif konusudur. Ressam plastik malzeme üzerinde yansıladığı  objelerle ve kullandığı renklerle bunu yapar.</p>
<p>Fotoğrafçı, çektiği objedeki nesne yer ve durumlarını değiştirerek yapar bunu. Seçim burada ortaya çıkar.</p>
<p>Algı  efekti de bu görme biçemine bağlıdır. Karşımızda on dört kişinin yer  aldığı bir imgeler toplamı var. Bu bizim imgemiz değildi ilk başta. Bu  imge onları gören ve fotoğraf olarak çeken kişinin, sonradan bize ulaşan  kaydıdır.</p>
<p>Fotoğrafçı nasıl gördü, nasıl görmek istedi ise  onları bu çerçevede kaydeden kişi oldu. Bir kayıt düzeneği var. Kaydı  yapan kişinin kendine özgü görüşü, işte bu görüş onun bu fotoğrafı sanat  düzeyine çıkaran bireylik yetisi oldu.</p>
<p>Bu bireysellik bilinci,  sanatta biricik olanı, ötekilerine benzemez olanı araştırandır.  Sanatçıdaki bu benzemezlik, biricik olma bilinci, Avrupa’da Rönesans ile  ortaya çıkar.</p>
<p>Sanat tarihi bilinci bu fotoğraftla bize ulaşan  imge gücünü yaratır. Bu büyük fotoğrafa yansıyan mimari bütünlük, bu  fotoğrafçı neden önemli sorusuna yanıt veriyor.</p>
<p>İyi de bu  fotoğrafa nereden bakacağız? Her birey kendisi olan bir perspektiften  bakar. Nereden bakılırsa bakılsın Sarıkamış 1936’da özgün olan bir  yerdir burası.</p>
<p>Sevgi, içtenlik&#8230;</p>
<p>Tekin SonMez, 23 Temmuz 2010, Stockholm</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=637</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu kitabı sahaftan satın aldım. Kitabı bulan ikinci kişi de kitabın başka sayfalarına bu kez önceki notları, bazı yerde çizerek kendi düşüncelerini yazmış. &#8220;Biraz önce Taksim’e çıktığım tramvay, çıngırak vura vura aşağıya doğru geçti.  Ben o sırada tam ortalardaydım. Kalabalık beni aşağı doğru itiyordu. ‘Tramvay sesi, sanırım, bu sel suları gibi dizginsiz geçip giden insanları uyardı. ‘Çok ani darbe gibi bir dalga yüklendi ortaya.  Ben sol omuzumla bir inşaat kalasına çarpmadan önce, sağ omuzum ve kafam tramvayın ön tamponuna çarpar çarpmaz, kulağım uğuldamaya başladı&#8230;&#8221;</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=621</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=621#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Jul 2010 21:54:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat/Kitap/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=621</guid>
		<description><![CDATA[Daha önce birisi tarafından çizilerek okunmuş bir kitap…
Bu  kitabı sahaftan satın aldım.
Bu kitabı ilk alan kişi notlar düşmüş,  kitabın ilk sayfasına;  “Beyoğlu Belediyesi önünden kıvrılıp tramvay  meydanına çıkan yokuşu  yürüyerek Tünel’e çıktım.
Bir kitap bir vitrinde  ilgimi çekti.
Bana tuhaf bir ışık kırılması ile el salladı, daha  doğrusu.
Unutulmuş insan gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/07/23-tem-tramvay4.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-624" title="23 tem tramvay" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/07/23-tem-tramvay4.jpg" alt="" width="254" height="640" /></a>Daha önce birisi tarafından çizilerek okunmuş bir kitap…</p>
<p>Bu  kitabı sahaftan satın aldım.</p>
<p>Bu kitabı ilk alan kişi notlar düşmüş,  kitabın ilk sayfasına;  “Beyoğlu Belediyesi önünden kıvrılıp tramvay  meydanına çıkan yokuşu  yürüyerek Tünel’e çıktım.</p>
<p>Bir kitap bir vitrinde  ilgimi çekti.</p>
<p>Bana tuhaf bir ışık kırılması ile el salladı, daha  doğrusu.</p>
<p>Unutulmuş insan gibi oradan el sallayan bir kitap; Pera da  İstanbul, bu adı sevdim.</p>
<p>Dayanamadım, içeri girip evirdim çevirdim,  satın aldım. Beyoğlu  anısıdır! Belki tramvayda belki başka bir gün başka  bir yerde okurum.”</p>
<p>Değerli İzleyici,</p>
<p>Anlaşıldığı  kadarıyla yukarıdaki açıklamayı yazan kişi kitabı tramvayda düşürmüş,  unutmuş olabilir.</p>
<p>Tünel – Taksim arası yazılmış notlar. İkinci bir olay  daha!</p>
<p>Kitabı bulan ikinci kişi de kitabın başka sayfalarına bu kez  önceki notları, bazı yerde çizerek kendi düşüncelerini yazmış.</p>
<p>Ayrı renk kalem, ayrı elyazısı stili belki üçüncü bir kişi de var. Ben bu durumda dördüncü ya beşinci kişi olacağım.</p>
<p>Olur  mu demeyin! Bu kitabı bir sahafta buldum.</p>
<p>Sayfaların arasına konulmuş  günlük gibi notları arada bir okuma  alıştırması yapıyor ve burada  sizlerle paylaşmak istiyorum. Öykü  aşağıda kendisini tanıtıyor…</p>
<p>Sevgi İçtenlik…</p>
<p>‘Kalabalığın  akıntısında sürüklenerek aşağıya, Beyoğlu İstiklal Caddesi yönünde  yürüdüm bir süre.</p>
<p>‘Buna yürümek denilir mi? Sürüklenme demek daha doğru.</p>
<p>‘Ortalarda  şaşkın şaşkın itilmelerden bir an kurtuldum, nasıl oldu,  anımsamıyorum,  ve sonunda kaldırıma çıktığımı anladım. Bunu nasıl  anladım? Merak  ediyorum!</p>
<p>‘Tuhaf bir şey oldu! Biraz önce Taksim’e çıktığım  tramvay, çıngırak vura vura aşağıya doğru geçti.</p>
<p>Ben o sırada tam  ortalardaydım. Kalabalık beni aşağı doğru itiyordu.</p>
<p>‘Tramvay  sesi, sanırım, bu sel suları gibi dizginsiz geçip giden insanları uyardı. ‘Çok ani darbe gibi bir dalga yüklendi ortaya.</p>
<p>Ben sol omuzumla bir   inşaat kalasına çarpmadan önce, sağ omuzum ve kafam tramvayın ön   tamponuna çarpar çarpmaz, kulağım uğuldamaya başladı.</p>
<p>‘Nedir,  diy<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8XTLN6xPSI/AAAAAAAAC-c/wu75OCgNhnw/s1600/CIMG0089.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5460002312924773666" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8XTLN6xPSI/AAAAAAAAC-c/wu75OCgNhnw/s400/CIMG0089.JPG" border="0" alt="" width="400" height="300" /></a>e düşünecek durum değildi, kargaşa da çıktı.</p>
<p>‘Yere düşenler oldu ben  sersemledim, bu sırada bereket tramvay, zınk diye gıcırtılarla durmayı  başardı.</p>
<p>‘Öfkeli bir kaç kişi vatmana bağırdı. “Ne yapıyorsun böyle? Gün  ortası bela mısın nesin?”</p>
<p>‘Bu sesleri işitince, öğlen olduğunu anladım.  İş  burada durmadı, dalga beni sol omuzuma doğru itti.</p>
<p>‘Bu sırada yine çok  tuhaf bir şey oldu, Belediye karton toplama arabası zınk diye durdu  önümde.</p>
<p>‘Omuzum bu sırada kalasa çarptı.</p>
<p>&#8216;Ondan kurtulmak  isterken, yol  kenarına park etmiş çöp kamyonu hareket etti.</p>
<p>&#8216;Hızlı bir  hamle yaptım,  hemen önümde açılan bir kapıdan içeri attım kendimi, açılan kapı kafama çarptı.</p>
<p>‘Caddede nümayiş de varmış! Onlar da  aşağıdan bastırıyormuş.</p>
<p>&#8216;Arkama dönüp bakma fırsatım olmamakla birlikte,  ne kadar hızlı hamle  yaparak çöp kamyonundan kurtulduğumu düşünmeye  başladım bir an.</p>
<p>&#8216;Şırrak diye benim itmemle açılan kapıdan,  ardımsıra baldırı çıplak birkaç turist de sırt çantalarıyla içeriye  yığıldılar.<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8XUQJp5vaI/AAAAAAAAC-k/Z3Bf04sDzeE/s1600/SANY0156.JPG" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5460003497191259554" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S8XUQJp5vaI/AAAAAAAAC-k/Z3Bf04sDzeE/s200/SANY0156.JPG" border="0" alt="" width="150" height="200" /></a></p>
<p>‘Korkudan renkleri atmıştı. Dışarıya çıksam papuç pahalıya  gidecekti!</p>
<p>‘Baktım olacak gibi değil kendi irademle  içeriye  doğru ikinci daha hızlı bir hamle yaptım ve dalgayı savuşturarak  kapı  önüne düşmekten kurtuldum.</p>
<p>‘Bu hamleyi nasıl yaptım?  Buraya kadar olanlar aklımda.</p>
<p>‘Bu badirede kafama çarpanlar kalas, çöp  arabası, tramvay falan bende bellek kaybına mı yol açtılar yoksa?</p>
<p>Ağrıyan başımı elerimin arasına almış bunu düşünüyorum.’</p>
<p>Tekin SonMez, Pera, İstanbul</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=621</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sahaf, kitap.. Kitaplar çocuklar gibi doğar, insanlar gibi büyür, tüm canlılar gibi yaşlanır ve doğal ölürler. Çağlar boyu, insan hem kitap yazmış hem de o kitabı hemen orada öldürmek istemiş. Kitaplar öldürülmesin ve yaşasın ve Sayın Selma Güner ile söyleşi</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=558</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=558#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 21 Jul 2010 20:49:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat/Kitap/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=558</guid>
		<description><![CDATA[Kitaplarla ilgili giz peşinde değilim. Kitaplar çocuklar gibi doğar,  insanlar gibi büyür, tüm canlılar gibi yaşlanır ve doğal ölürler.
Bazı  kitaplar tehlikeli sayılır, öldürülür. Ne olursa olsun kitap öldürmenin  çeşitli yolları vardır. Çağlar boyu, insan hem kitap yazmış hem de o  kitabı hemen orada öldürmek istemiş.
Kitap neden öldürülmeli?  Yazıldıktan sonra neden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="file:///C:/Users/feryal/AppData/Local/Temp/moz-screenshot-5.png" alt="" /><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/07/Sahaf-Hn.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-559" title="Sahaf Hn" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/07/Sahaf-Hn.jpg" alt="" width="408" height="640" /></a>Kitaplarla ilgili giz peşinde değilim. Kitaplar çocuklar gibi doğar,  insanlar gibi büyür, tüm canlılar gibi yaşlanır ve doğal ölürler.</p>
<p>Bazı  kitaplar tehlikeli sayılır, öldürülür. Ne olursa olsun kitap öldürmenin  çeşitli yolları vardır. Çağlar boyu, insan hem kitap yazmış hem de o  kitabı hemen orada öldürmek istemiş.</p>
<p>Kitap neden öldürülmeli?  Yazıldıktan sonra neden öldürülmek istenir kitap?<br />
Kimileyin yazarı  neden olur! Salt o ad nedeniyle kitap ölüme mahkum olur. Kimileyin bir  dil o kitap için ölüm fermanı getirir. Bazı dillerde kitap yazılması,  yaygınlaşması yüzlerce yıl düşünülmez. Türkçe de bunlardan birisidir.</p>
<p>Değerli  İzleyici,</p>
<p>Latin abacesi yazılım kulvarına girince Türkce coşmuş,  kitleselleşmiş sonunda bu dil nedeniyle Nobel Edebiyat Ödülü de bu  dille yazan bir yazara verilmiş. Bu kadar kısa sürede yazılımıyla  kitleselleşen süreç hızı hiç bir dilde yok.</p>
<p>Kitap &#8211; sahaf  söyleşileri ile yukarıdaki açılardan da konulara değinme olanağı ortaya  çıkacak. Bugünkü konuğumuz bir felsefeci. Selma Güner otuz yıl  öğretmenlik yapmış. Işık Lisesi, İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü  mezunu. Macit Gökberk, Nermi Uygur&#8217;u öğrencilik yılllarında tanımış Rauf  Mutluay öğretmeni olmuş. Şimdi söyleşiyi birlikte izliyoruz.<br />
Sevgi,  İçtenlik&#8230;</p>
<p>Tekin SonMez</p>
<p>SORU; Sayın  Selma Güner, kitap size nasıl ulaştı anımsıyor musunuz?  Yoksa siz de  bir kitap ortamına mı doğdunuz?<br />
YANIT; Okuduğum okullar açısından  düşünecek olursak kitap ortamında  doğduğum söylenebilir.  Babam eski  pilot makinist mektebi  mezunlarıdandı, annem Dame de Sion mezunuydu, bu  nedenle kitapla  yakından tanışma fırsatını buldum. Ortaokul yıllarında,  bir arkadaştan  bir bavul kitap getirdiğimi, kardeşimle birlikte  okuduğumu  hatırlıyorum.</p>
<p><a href="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9lS8n6ORpI/AAAAAAAADKU/ykKjyI2CuHI/s1600/Copy+%282%29+of+CIMG0424.JPG" onblur="try  {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5465490824249624210" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://4.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9lS8n6ORpI/AAAAAAAADKU/ykKjyI2CuHI/s400/Copy+%282%29+of+CIMG0424.JPG" border="0" alt="" width="400" height="166" /></a></p>
<p>SORU; Kitaplar sizde derin iz bırakmış  ki, Doğa Kitabevi kuruldu. Nasıl oldu evden kitaplar geldi mi buraya?<br />
YANIT;  Hayır böyle birşey olmadı. 1980’li yıllardı başlarken kitap yoktu,  zamanla oluşturdum. Evden kitap getirmedim.</p>
<p>SORU; Sayın Güner,  sahaflık, sahaf nasıl bir duygu bu?<br />
YANIT; Aslında gerçek sahaf nedir  sorusunu sormak gerekli. Bunu bende veya diğer arkadaşlarda bulabilir  miyiz diye de bu soruyu devam ettirmeli. Gerçek sahaf, birden fazla dil  bilen, yani Osmanlıca’yı bilen, Farsça’yı bilen, Rumca’yı, Ermenice’yi  bilen kişidir. Bizde daha çok, ikinci el kitaplar var, bu arada tabii ki  tarihi değeri olan belgeler ve eski kitaplar, resimlerden de söz  edebiliyoruz.</p>
<p>SORU; Saydığınız ölçeklerde sahaf var mı  Türkiye’de?<br />
YANIT; Ben, bildiğim kadarıyla olmadığını düşünüyorum,  ama bu varolmadığını göstermiyor. Benim bakış açımın dışında var olan  insanlardan da söz edilebilir.</p>
<p>SORU; Hangi dilde eski kitaplar  soruluyor daha çok?<br />
YANIT; Eski resimlerden, İnönü’nün veya  Mustafa  Kemal Atatürk’ün resimlerinden veya eski gazetelerden söz edebiliriz.  Müzik alanında plaklardan, sinema tarihi açısından da afişlerdenlerden  söz edebiliyoruz.</p>
<p>SORU; Kitap yirmi yıl önceki kadar tehlikeli mi  sizce?<br />
YANIT; Bugün için böyle bir olayla hiçbir arkadaş  karşılaşmadı. Tabii ki yasal olmayan nitelikte basılan korsan kitaplar  açısından düşünülürse bu olabilir.</p>
<p>SORU;Her gün gelenler..  artıyor mu azalıyor mu sayıları?<br />
YANIT; Öğrenciler okumaları gerekli  kitapaları, sinema araştıranlar, akademisyenler meslek ilgili olanları  soruyorlar; sohbet etmek isteyenler çıkıyor. Bence yeterli değil sayı.  Galatasaray’da bir Taksim Gezi’de  iki kez Sahaflar Festivali yapıldı ve  bu handa yansıması görüldü.</p>
<p>SORU; Ben de ona gelecektim girişim  olarak iyi mi?.<br />
YANIT; İlk adım olarak evet ama, sonuçlarına bakalım,  şu an sahafların dernek açısından yapısallaşmışlığı yok. En azından  Beyoğlu sahafları olarak, otuz  dükkan çevremizde birçok sahaf olarak  toplanmış arkadaşlarla birlikte sayısı artan kitabevlerinden söz  ediyoruz. Onların bir araya gelerek bir dernek kurulma atılımı yapmaları  gerekiyor. Bu derneğin bir lokale sahip olması, orada müzayede  yapılması, önemli kitapların teşhir edilebilmesi iyi olur. Ben müzeden  çok işlevi olan hareketli bir yer düşünüyorum.</p>
<p>SORU; Bir dernek  şemsiyesi altında bunun işlevi nedir?<br />
YANIT; İşlevsel olarak  öğrencilerin akademisyenlerin şairlerin yazarların gelebileceği, imza  günlerinin konuşma günlerinin seminerlerin panellerin düzenlenebileceği  bir yer.</p>
<p>SORU; Genç kuşağa kitap severlere mesajınız nedir?<br />
YANIT;  Şöyle söyleyim, belki varoluşçu felsefe açısından bakayım, insan kendi  varlığını kendisi var eder. Bu varoluşta da kitabın yeri mutlaka  olmalıdır.</p>
<p>Aralık 2009, İstanbul, Beyoğlu, Galatasaray.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=558</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sahaflar kitapçılar&#8230; Kitapevi sahaf nedir, ne değildir ve ikisi arasında oluşan bağ, bağlantı nedir diye düşünerek, Kohen Kitabevi’ne hızlı bir ziyarette bulundum. Böyle bir kitabevi ortamında, kitaplara yakın çok yakın doğup büyümeyi hayal ederdim, o koşullarda varoluşma düşü sarardı bir yazar olarak zihnimi. 1918&#8242;de kurulan, Türkiye&#8217;nin en eski kitabevi Kohen ve Sayın Sapan ile söyleşi</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=529</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=529#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Jul 2010 10:35:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat/Kitap/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=529</guid>
		<description><![CDATA[Kitapevi sahaf nedir, ne değildir ve ikisi arasında oluşan bağ, bağlantı  nedir diye düşünerek, Kohen Kitabevi’ne hızlı bir ziyarette bulundum.  Tünel Geçidi diye de bilinen bu duygu yükü ile dolu ortamda, hep ilgimi  çekerdi vitrini ile Kohen Kitabevi nedense.
Böyle bir kitabevi  ortamında, kitaplara yakın çok yakın doğup büyümeyi hayal ederdim, o [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/07/3-tem-10-cohen-ilk-foto.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-530" title="3 tem 10 cohen ilk foto" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/07/3-tem-10-cohen-ilk-foto.jpg" alt="" width="299" height="640" /></a>Kitapevi sahaf nedir, ne değildir ve ikisi arasında oluşan bağ, bağlantı  nedir diye düşünerek, Kohen Kitabevi’ne hızlı bir ziyarette bulundum.  Tünel Geçidi diye de bilinen bu duygu yükü ile dolu ortamda, hep ilgimi  çekerdi vitrini ile Kohen Kitabevi nedense.</p>
<p>Böyle bir kitabevi  ortamında, kitaplara yakın çok yakın doğup büyümeyi hayal ederdim, o  koşullarda varoluşma düşü sarardı bir yazar olarak zihnimi. Vitrine  bakar kalırdım. İçeride kimseler olmazdı. Yıllar yılı bu böyle sürdü.</p>
<p>Değerli  İzleyici,</p>
<p>Kitaplarla ilgili bir giz peşinde değildim.  Kitabevinin doğum yılı idi benim için önemli olan. Şöyle ki, çok  eskilerden bir hava dolardı içime vitrine bakar orada kalırdım. Yeni  kuşak sorumlu yönetmen Sayın Sapan ile tanıştım sonunda.</p>
<p>Bugün  dünyanın pekçok bölgesinde görev yüklenen bir kuşak temsilcisi Albert  Bey ve bu kuşağın elde ettiği becerilerle donanmış durumda. Bu  becerilerin başında dil çeşitliliği var. Dünyayı çok dil bilenler  yönetiyor, diye düşünebiliriz. Konuştuğu diller Fransızca, İngilizce,  İspanyolca, İbranice.. ve Türkçe okuyup yazıyor. Marmara Üniversitesi  İşletme Fakültesini bitiriyor. Çok dil bilmenin bir faydası da kitaplar  konusunda ortaya çıkıyor.</p>
<p>Çok dil bilmek dünyayı yönetmek için  yeterli ise, çok dilde yayınlanan kitap konusu ne olacak? Yüzyıllardan  bu yana yine inanılmaz sayıda dil ve çeşit türleriyle varolan kitaplar  ne olacak? Dünyayı mistik kitap gücü mü yönetiyor diye içinizden  geçiredurun ben kitabevinin kapısından içeri girdim bile. Şimdi Sayın  Sapan ile olan söyleşiyi izleyelim.<br />
Sevgi İçtenlik&#8230;</p>
<p>SORU;  Sayın Albert Sapan, nasıl oldu da bunca dil öğrendikten sonra siz, bu  kitapların arasına döndünüz?<br />
YANIT; Kitaplarla zaten hep beraberdim,  12-13 yaşından beri dükkana gelir giderdim. O zamanlardan beri kitap&#8230;</p>
<p>SORU;  Ben de ona girmek istiyorum, yani kitapla nasıl oldu tamamiyle arka  planda ailenizin kitapla olan bağlantısı mı?<br />
YANIT; Elbette öyle  oldu, şimdi kitaptan daha çok.. esasında artık bizim branşımız değişti,  daha çok moda dergileri ithal ediyoruz. Evet! Güncel modayı takip eden  modaevlerine ve stilistlere yönelik, profesyonel çizim ve tasarım  kitapları, dergileri güncel modayı takip edenlere yönelik bir branş.</p>
<p>SORU;  &#8216;12-13 yaşından beri ben dükkana gelir giderdim,’ dediniz. Elinize ilk  kitap.. hangi kitaplar elinize geldi?<br />
YANIT; Kitaplar hep vardı,  kitaplar da vardı ama benim ilgimi kitaplarla beraber, (çünkü çok eski  bir firma olduğumuz için) dergi bölümü de dikkatimi çekti. 1975’den  1980’den beri dergi ithalatı yapıyoruz.</p>
<p>SORU; Böyle bir  atmosferde kitapların yanında çokluk solgun ve öksüz çocukları  çağrıştıran dergilere ilgi duymuşsunuz. Daha doğrusu o yıllara ve onlara  yetiştiniz, diyebilir miyim? Bunların arasında ilk kitap hangisi oldu?<br />
YANIT;  Yetiştim, o zamandan itibaren de dergi, hatta bu dergileri.. işte..  kolumun altına alıp pazarlamaya başlamıştım.</p>
<p>SORU; İlk  okuduğunuz, unutmadığınız anısı olan kitap ‘İki Çocuğun Devri Alemi’ ya  ‘Jules Verne’ olabilir mi?<br />
YANIT; Jules Verne idi. İlk ona başladım.  İlk önce oydu benim dikkatimi çeken, ondan sonra çok imkanlarım olduğu  için burda.. ben.. bir de ben Fransız okulunda okuduğum için.. çünkü  sürekli yabancı dilde kitaplar vardı daha çok.. yani Türkçe kitaplarımız  yoktu. Bizim okullarımızın ve bütün Fransız okullarının kitaplarını biz  temin ederdik. Evet, okul kitaplarının tümünü biz getirirdik,  Fransa’dan.. biz getirirdik onlara verirdik. Hatta okullara gidip  kolileri orda açardık, yani ben küçük yaşta bunları yapardım.</p>
<p>SORU;  Sizi ağlatan, sevindiren, güldüren kitap oldu mu?<br />
YANIT; Şu an  aklıma gelen Jules Verne’den çok etkilendim.</p>
<p>SORU; Kitabın kendi  evrilmesi.. Günümüzde kitapla o dönemdeki kitap arasında bir fark var  mı?<br />
YANIT; Kesinlikle var, o zaman<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9VUT2KOANI/AAAAAAAADG8/CTiR0XKLm0A/s1600/Copy+%282%29+of+CIMG0973.JPG" onblur="try  {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464366422816587986" class="alignleft" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9VUT2KOANI/AAAAAAAADG8/CTiR0XKLm0A/s400/Copy+%282%29+of+CIMG0973.JPG" border="0" alt="" width="400" height="209" /></a>lar sanki biraz daha insanların  hayal gücünü çalıştırmasına yönelik kitaplar daha fazlaydı gibime  geliyor. Şimdi herşeyin ulaşımı daha kolay, her türlü bilgiye çok daha  rahat ulaşabiliyorsunuz. Bilgileri kitaplardan almak daha iyiydi. Şimdi  televizyon, internet.. hatırlarım, babam eve Cumhuriyet Ansiklopedisi  almıştı. Hepsini birden de getirmemişti, hergün ikişer ikişer  getirebiliyordu, taşıyamıyordu ağırdı. Ben onu her gün evde karşılar,  büyük bir heyecanla bakar, içini karıştırırdım.</p>
<p>SORU;O yaştaki  heyecan şimdiki çocuklarda yok mu?<br />
YANIT; İlkokuldaydım on yaşında  filandım. Yani onu karıştırmak bile büyük bir heyecandı, artık  ansiklopedilerin hiçbir kıymeti kalmadı, çocuklar bakmıyorlar bile.</p>
<p>SORU;  Sahaflık sözü size nasıl bir imge çağrıştırıyor?<br />
YANIT; Sahaflar  daha çok eski ikinci el kitaplar, kullanılmış kitapları satanlar. Biz  kendimizi sahaf olarak görmüyoruz, çünkü bizde ikinci el kitap yok  hiçbir zaman. Biz çok eski kurulmuş olan bir firmayız, eskiden kalmış,  satılmamış olanlar var.  Yoksa okunmuşlar vesaireler falan değil. Fakat  babam, hatırlıyorum bana söylüyordu mesela bazı koleksiyonerlerin  şeyleri, kütüphaneleri  oluyordu, onlara gidip satın alıyorlardı.  Onların komple satın aldıkları şeyler oluyordu öyle imkanları vardı o  zamanlar.</p>
<p>SORU; Sahaf olma kriteri nedir, herkes sahaf olabilir  mi?<br />
YANIT; Şöyle söyleyim, bilgisi olması şart ben kendimi sahaf  olarak görmüyorum. Sahaflık başlı başına bir zenaat. Babam eski kitaptan  anlar, Osmanlıca’dan bakar söyler, &#8216;bu kitabın kıymeti budur,&#8217; der. Bir  de bu hırsızlık olaylarından sonra sahaflık biraz daha tehlikeli birşey  oldu mesela..</p>
<p>SORU; Kitap tehlikeli sayılır da, &#8216;tehlike&#8217;  dediniz, nasıl?<br />
YANIT; İşte bazı eski sinagoglara girip Tevrat  çalıyorlar, sayfalarını sayfa sayfa satmaya kalkıyorlar veya çalınmış  altın yazılı Kuran olabiliyor, yani biraz daha riskli oldu denebilir.  Eski kitapları, çok eski kitapları alıp satmak daha riskli oldu ve eski  kitaplar artık bulunmuyor zaten. Bulunmuyor, ben hatırlıyorum mesela  gravür kitapları getirirlerdi babama, onlardan vardı, onlar çok azaldı.</p>
<p>SORU;  Karamsar bir tablo içinde kitabın geleceği var mı?<br />
YANIT; Bence  günden güne azalıyor. İnternetin bilgisayarın gelişmesiyle kitaplar cep  telefonlarına girdi çok pratikleşti, sayfa çevirip kitap okumak  insanlara külfetli geliyor.</p>
<p>SORU; Kitapsever yeni kuşaklara  mesajınız ne olsun?<br />
YANIT; Şimdi kitap kokusu farklı bir şey.  Kitabın içindekini hissetmek kitapları okumak, onu elinize almak o  apayrı bir şey. Yeni nesil.. kızlarımı eğittiğimi zannediyorum, onlar  çok kitap okuyorlar fakat onların çocuklarının okuyacaklarını  sanmıyorum. Yeni kitapçılık da farklı bir şey olacak. İşte.. kendi  bilgisayarınızı götüreceksiniz kitapçıya, kitapçı yükleyecek ona, ordan  okuyacaksınız, öyle olacak.</p>
<p>SORU; Çok küçük yaşta ellerine kitap  mı verdiniz?<br />
YANIT; Evet! İlk önce Türkçe başladık. İngilizce ve  Türkçe okuyorlar. Şimdi büyük kızım sosyolojide, küçük kızım, o da resme  meraklı güzel sanatlar lisesinde okuyor.</p>
<p>SORU; Türkiye&#8217;de  ilklerden mi? Kaç yıllık kitabevi burası?<br />
YANIT; 1918’de kuruldu. İki  kızkardeş tarafından. Evet. İki kızkardeş tarafından kuruldu ve ondan  sonra devam etti. 1955-60’a kadar çalıştılar, sonra babam devraldı.  Zaten onlarla beraberdi, onların yanına daha on yaşında falan girdi,  onların yanında çalışmaya. Teyzeleriydi zaten, onların da başka  kimseleri yoktu, babama devrettiler. Kurum olarak eski evet. İsim olarak  biz bunu devam ettiriyoruz. Yani Türkiye’nin en eski kitabeviyiz  diyebiliyoruz. Biz 1918’de kurulduk ve o zamandan beri devam ediyor.</p>
<p>Söyleşi, fotoğraf; Tekin SonMez, Aralık 2009, İstanbul, Beyoğlu, Tünel</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=529</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sarıkamış 1936 blog adresine otuz beş yıl yollarda kalan, labirentlerde yiten bir mektup nasılsa geldi&#8230; Onu bir bekleyen de vardır! Her mektup, kendisini bir bekleyen vardır diye yola çıkar. Bu nedenle eski mektup zarflarında kanat simgeleri vardır. Mektup bu kanatlarla uçar ve bekleyene ulaşır türü söylenceler de işitiriz.</title>
		<link>http://tekinsonmez.com/?p=491</link>
		<comments>http://tekinsonmez.com/?p=491#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Apr 2010 21:16:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sonmez</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat/Kitap/Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://tekinsonmez.com/?p=491</guid>
		<description><![CDATA[&#8216;Fotoğrafta dört kardeş ve dördü de evli oldukları için dört çekirdek  aile imgelemi var. Yepyeni özlükleriyle dört çekirdek aile imgelemi,’  diyerek 1936 Sarıkamış adlı blog kulvarında koşmaya ara verdim uzunca  bir süre.
Evet! Özlükleriyle dört çekirdek aile imgelemi veren  birisinden, bu satırların yazarına bir mektup var. Mektup uzunca bir  yoldan gelmiş!
7.4.1976 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/04/lk-foto-600-px-Copy.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-510" title="lk foto 600 px - Copy" src="http://tekinsonmez.com/wp-content/uploads/2010/04/lk-foto-600-px-Copy-300x261.jpg" alt="" width="300" height="261" /></a>&#8216;Fotoğrafta dört kardeş ve dördü de evli oldukları için dört çekirdek  aile imgelemi var. Yepyeni özlükleriyle dört çekirdek aile imgelemi,’  diyerek 1936 Sarıkamış adlı blog kulvarında koşmaya ara verdim uzunca  bir süre.</p>
<p>Evet! Özlükleriyle dört çekirdek aile imgelemi veren  birisinden, bu satırların yazarına bir mektup var. Mektup uzunca bir  yoldan gelmiş!</p>
<p>7.4.1976 günü ile ilk sayfasında belgesel  simgeler taşıyan mektup neden bu denli gecikti bilemiyorum. Otuz beş yıl  yollarda, belki de labirentlerde izini yitiren mektup, evet sonunda  birkaç gün önce Stockholm’de beni buldu.</p>
<p><a href="../wp-content/uploads/2010/04/baba-anne.jpg"><img class="alignleft" title="baba anne" src="../wp-content/uploads/2010/04/baba-anne-196x300.jpg" alt="" width="196" height="300" /></a>Ter içinde kalmıştı  mektup ve ağlamaklı bir sesle, biraz da sesine nostalji tınısı vermişti  ve postacı tarafından kapı boşluğundan içeri atıldığında, “oohh” diye  ses çıkarmıştı.</p>
<p>Değerli İzleyici,</p>
<p>Bu ses üzerine dış  kapıya yaklaştım ve yerde yatan mektubu gördüm. Mektup iki burun  kanadını biraz da düşkırıklığı ile ve biraz da hüzünlenmiş olarak açıp  kapatıyor ve göğüs kafesi derin derin inip kalkıyordu.</p>
<p>İlk başta  algı pencereme yansıyan aynada, zihinsel olarak kavrayacağım hiçbir şey,  bir simge ve belirti görünmedi.</p>
<p>Onu bir bekleyen de vardır! Her  mektup, kendisini bir bekleyen vardır diye yola çıkar. Bu nedenle eski  mektup zarflarında kanat simgeleri vardır. Mektup bu kanatlarla uçar ve  bekleyene ulaşır türü söylenceler de işitiriz.</p>
<p>Aradan otuz kırk  yıl geçse bile, tozlanmış raflardan yorgun bir kitap düşer, kurumuş cilt  astarıyla kırışık bir sayfa açılır, çok çok tuhaf bir şey olur ve  apansızın loş bellek duvarına &#8216;erişir menzil-i maksuduna aheste giden..&#8217;  dizeleri yansır.<a href="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9dFsePajmI/AAAAAAAADJc/9mPngpLcaNM/s1600/SANY03.sayfa+yedek.JPG" onblur="try  {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464913303171665506" class="alignright" style="border: 0pt none;" src="http://1.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9dFsePajmI/AAAAAAAADJc/9mPngpLcaNM/s400/SANY03.sayfa+yedek.JPG" border="0" alt="" width="368" height="207" /></a> Sonunda  nasılsa bir mektuptur, uzun yoldan gelmiştir, yanlış bir adres de  olabilir ve tez elden böyle bir durumda hemen postahaneye gerisin geri  iletebilirim ve gerçek adrese ulaştırılır, diye hızla düşündüm. Başkası  için değilse yine de olsun ben onu konuk edebilir, ömrüm yettikçe  kendisine bir yer verebilirdim. İster istemez zarfı açtım.</p>
<p>İşlek  bir el yazısı ile kaleme alınmış üstteki yarım sayfada şunlar okunuyor;  ‘Oturduğumuz köy Coruh Vadisi’nin başladığı Soğanlı Dağları&#8217;nın Kuzey Yamaçları arasında Coruh’un başladığı dere içindedir.  Üzerimizden alev  çıkararak geçen kurşunlardan ürker hemen içeri girerdik. Sonradan  anlıyorum ki Doğumuzdaki tepelerde Rus, Batımızdaki tepelerde Türk Ordusu  gece çatışmaları&#8230;’</p>
<p>Aşağıda gördüğünüz mektup, 1936 Sarıkamış  logosundaki fotoğrafta en sağ uçta ayakta duran ve çekirdek ailenin en  küçük kızı ile evlenen damattan geliyor. Böyle otuz kırk sayfa, küçük  boy kağıtlara, iki yüzü de kurşun kalemle yazılmış mektubun ilk  sayfasını birlikte izleyelim.<br />
Sevgi, içtenlik&#8230;</p>
<p>Tekin SonMez, Stockholm, 27 Nisan 2010</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9dGc1IZSxI/AAAAAAAADJs/gmBv71ZxGo4/s1600/SANY0003.JPG" onblur="try  {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"><img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5464914133949958930" src="http://2.bp.blogspot.com/_QxIL4_gXLac/S9dGc1IZSxI/AAAAAAAADJs/gmBv71ZxGo4/s400/SANY0003.JPG" border="0" alt="" width="400" height="361" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://tekinsonmez.com/?feed=rss2&amp;p=491</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
