Writer, Photographer, Journalist

Kars Platosu dedik, William Shakespeare adlı piyes yazarı, Romeo ve Juliet diye bir eser çıkardı karşımıza… Kağıttan şatolar, kartondan kuleler, buzdan bir kale kenti Bardız tarihi diye yola çıktık! Bir demirkır atlı karşımıza çıktı. İyi de bu demirkır atlı dururken, biz, Bardız Tarihi’ni, Shakespeare piyeslerinden mi öğreneceğiz?

Bardız tarihi yazmaya kalkışmak cesaret ister!

Cahil, cesur olur diye bir söz de var! Gerçek mi?

Kimilerine göre çok, çok kolay!

Cesaret , köşedeki fotoğratı tanımak değil.

Onun duygularını anlama çabası ister.

Kimdir bu?

Neden ata binmiş?

Neden o cazibeli görüntüyü vermiş?

Kız kaçırmaya giden bir atlı mı?

Okula gitmek için at binen bir ağa oğlu mu?

Olsun! Her iki durum da olsun!

Bu yol sırlı efsanelere iz süren, hızırın rüzgarını terkiye atmış kır atlının öyküsünü gerektirir.

Bir de erken yaşlarda gönül verme, ilkokul sıralarında bir Romeo öyküsüne hazırlanma serüveni olur.

Her Romeo bir Juliet gereksinir! Bunu nerede bulacağız? Bakın bir bu eksikti!

Kağıttan şatolar, kartondan kuleler kenti Bardız tarihi diye yola çıktık! Karşımıza bir atlı çıktı!

Bir de William Shakespeare adlı piyes yazarı, Romeo ve Juliet diye bir eser kaleme alıyor.

İyi de bu demirkır atlı orada dururken, bir küheylan üstünde bizlere bakarken…

Biz, Bardız Tarihi’ni William Shakespeare piyeslerinden mi öğreneceğiz?

Öyle değilse eğer..  başka bir şey daha var!

İyi de biz Shakespeare’den beş yüzyıl sonra mı yazacağız, Bardız Tarihi’ni?

Yaşamın cilvesine bakın siz! Bu atlıyı geçersek… Geçersem…

Doğrusu bu atlıyı savuşturursam belki birkaç satır dökülür ortaya bu kalemin ucundan.

Bardız/Bardez tarihi de sır olmaktan çıkacak ve bu satırların yazarına arkeolojik definesi ile açılacak.

Hani sırlarını, masallarla yarışan esrarını verecek ya, Bardız …

Bardız da,  Bardız olalı , bu satırların yazarını beklemiş demek…

Objektifimizi yine kır atlıya çevirelim.

Orada bir sevda baladı söyler gibi …

Ağzını yarım açık tutuyor kır atlı.

Bir kez , o at demirkır…

Bir de bu açıdan bakalım biniciye.

Ne yapalım!

Bu görselliğe zom yapalım!

Yakın çekim yapalım.

Yaklaştırdık işte!

Zaloğlu Rüstem gibi bu atlı.

Bardız’a girenlere karşı koyacak …

Böyle bir şey dersiniz hani!

Sağ yumruğu yarım havada, ayak üzengide, dizginler elinde; sıkmış; demirkır hamle bekliyor.

At binicisinin altında oynar! Binici de bunu biliyor. Bu nedenle atın yeleleri havalı.

At sırtındakini tanıyor. Çok bakımlı bir at. Belli ki bu atlının cirit atmak gibi derdi de yok.

Onu da yapar ve Kars Platosu yarışına da çıkar. Kar, kış, zemheri, tipi, boran demez…

Şimdi bu ata ve atlıya biraz daha yaklaşalım! Atın dizginleri gergin.

Yeleleri dik, kuyruğu fırçalanıp taranmış, kaşağılanıp parlatılmış bir at.

Demirkır at dediğin de böyle olmalı!

Bardızistan’da kır ata binmek için, sırla sırlanmış farklı bir yoldan gelir insan.

Bu doğanın atı daha çok dor, yağız olur. Bu kır at da nereden çıktı? Orası Çamlıbel mi?

Köroğlu’nun kır atı sanki, şahlanacak ve… rüyada olan periyi alıp gelecek.

Durun bakalım! On yılı var!

Değerli İzleyici,

Şimdi bu fotoğrafa bakalım! Bakalım da bu fotoğrafa nereden bakacağız?

Yıl, 1940-45 arası olmalı. Tamı tamına on yıl bekleyecek bir at ve atlı var…

Bardız Tarihi dedik, bu kır atlı yolu kesti. Geçemiyorum! Bu at bu ergeni uçuracak!

Görüyorum! Olsun! Ne yapabilirim?

Onun karşısına öteki fotoğrafı çıkarırsam, oradan geçebileceğimi cinler haber verdi!

Biliyorum, bu genç, on yıl bekledikten sonra bendini taşmış su gibi, bu kır at ile o yakaya geçecek!

Şöyle ki, Shakespeare ile, Romeo Juliet trajedisi benzetmesi, çağrışımı olmasın. Hiç de değil!

Aileleri düşman iki gencin ölümü göze alışlarını Shakespeare (1564-1616) bu klasik eserinde anlatır.

O sağdaki kır atlıya soralım isterseniz! Kahramanımız ne diyecek?

Kendisine soracak olursak, şöyle o kır atın üstünden bakan atlımız, diyecektir ki;

‘On yıl ne ki, 20 yıl bile beklerdim….’  İşittiniz mi? Yiğit dediğin de böyle olur.

Böyle bir öykü işte. Kızın babası, ağabeyleri on yıl sonra gel, diyesi olmuşlar da…

Hani, bu kır atlı da, hadi canım, sizde diyerek, o fotoğraftaki güzellerden bir başkasını terkisine atıp bir masal kahramanı gibi geçip gitmiş…

Olacak şey mi!

Şimdi bakın ne oldu?

Bulmacanın ikinci aşaması geldi.

Aslında konunun en civcivli yeri.

Solda Bardızistan güzelleri…

Bilin bakalım hangisi?

Evet birisi!

Hangi huriyi terkiye alacakmış…

Kır atlıya sormayın bunu!

Bakın bu fotoğraftaki bir sır da, Bardız Tarihi’ni anlatır.

Bir gizdir bu. O kır atlı birisini gözüne kestirir ve on yıl bekler onu. İyi bakın onlara!

O çağ koşullarında, bugünkü çağdaş huriler sanki!

Yıl 1950 falan. Ne olsun? Şu olsun! Gönüller şen olsun!

Şen olasın buzdan kristal saçaklarıyla Bardız Kalesi! Gökten üç elma düşsün mü?

Kalemin mürekkebi kurumazsa o da gelecek… (Sürecek)

Sevgi, içtenlik…

Tekin SonMez, Stockholm, 18 Şubat 2011

NOT; Önceki yayınlarla birlikte daha çok fotoğraf  görmek için; bakınız;

http://tekinsonmezblogs.blogspot.com/

http://aktifetkin.blogspot.com/

http://karstekinsonmez.blogspot.com/

http://edebiyattekinsonmez.blogspot.com/

http://sarikamistekinsonmez.blogspot.com/

http://tekinsonmez.blogspot.com/

Leave a Reply